Açlık / Knut Hamsun

Knut Hamsun Açlık kitabını okuduysanız daha önceden, bir de Ramazan ayında okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Kitabı okurken yalnız değilseniz bile kendinizi çok yalnız kimsesiz hissediyorsunuz. Aç kalmış bir insanın neler hissettiğini öyle güzel anlatıyor ki; “ya hu dünyada bu kadar aç insan varken ben bunca nimetin içinde gerçekten çok şımarığım.”

Hayatınız boyunca hiç para sıkıntınız olmamışsa kitap sizin için bir anlam ifade etmeyebilir. Ama hayatınızda en azından bir defa bile olsa cebinizdeki paraya bakıp “hava da güzel aslında ben yürüyeyim ya” demişseniz Açlık kitabı sizin için çok şey ifade eder.

Kitabı okurken kitap sizi o kadar içine çeker ki, karakterin yaşadığı en ufak bir iyileşme belirtisi bile sizi mutlu eder. Adam açlıktan ölmek üzereyken bulduğu talaşı çiğnerken ben çok mutlu olmuştum mesela, ölmesinden iyiydi en azından ne bileyim.

Hani Adile Naşit filmde bir çocuğu öptüğünde o buseyi yanağınızda hisseder, Wagner dinlerken kainata baş kaldırır, Guernica’ya bakarken burnunuza barut kokusu gelir ya; işte bu kitabı okurken de daha önce ekonomik olarak ciddi-yaşamsal bir talihsiz dönem yaşamadıysanız, midenizde daha önce hiç hissetmediğiniz tarifi zor kramplar hissedersiniz…

Anne babaların bu kısa kitabı özellikle çocuklarına okutmalarını tavsiye edebilirim. Çocuklar son zamanlarda doyumsuzluğun Nirvasına krallık kurmuş durumdalar. Ortaokul çocuklarının bile okurken sıkılmayacağı anlatım ve sadelik ile ilerleyen çok kısa bir roman “Açlık.”

Açlık ve yazarlık ve gurur yanyana gelince daha anlamlı oluyor kitap. Kitap karakteri Andreas Tangen, yazarlık dışında başka hiç bir işi beceremediğini düşünen idealleri olan genç bir adam olarak karakterize ediliyor. Yazmak dışında bir gelir kapısı da olmayınca yaşadığı parasal sıkıntılar yüzünden çektiği sefalet çok etkileyici ve yalın bir dil ile anlatılmış.

Özellikle gençlerin okumasını yeniden yeniden tavsiye ediyorum.

En Beğendiğim Yerler

“Bütün ömrüm bir mercimek çorbasına fedadır. “

‘’İnzivamın olanca tadını en iyi böyle çıkarıyordum. Gönlümde tek bulut yoktu, tek rahatsızlık duygusu, düşüncelerimin eriştiği ölçüde, gerçekleşmemiş tek arzu ya da heves yoktu. Gözlerim açık yatıyor, benliğimden sıyrılmış bir halde kendimden uzaklarda olmanın sefasını sürüyordum.’’

“Bu sıralar hiç iyi bir hâlde değilim ki, hayatta bulunabilmek bana çok ıstırap veriyor.”

O gitti, ben kaldım; ardından baktım, sessizce ağladım.

Bulutsuz, berraktı gökyüzü ;benimse gönlüm gölgesiz.

‘’Sonbahar gelmişti: her şeyin renk değiştirip öleceği nazlı, serin mevsim. Sokaklarda başlamış gürültü beni dışarıya çağırıyordu: Attığım her adımda taban tahtaları esneyen bu boş oda, ıslak ve korkulu bir tabuttu sanki.’’

‘’Belli belirsiz bir duygu, bana şu kaldırım taşları üzerinde yürüyen, sinip küçülen kimsenin ben olmadığımı söylüyordu.’’

‘’Deliliğim bir güçsüzlük, bir bitkinlik sayıklamasıydı, fakat bilinçsiz değil.’’

Ezgi Akgül

Bir başka tavsiye edebileceğim kitap “Yeraltından Notlar” için ŞURAYA bakabilirsiniz.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön