Bir Mutluluk Sebebi: Affetmek

Enterasan insanlar ile karşılaştığım yetmiyor gibi enteresan olaylara şahitlik ediyorum. En büyük hobisi insanları incelemek olan biri için güzel görünebilir ama bence bu benim lanetim ve lanetim ile yaşamak zorundayım.

Hatta geçen gün bir arkadaş, “seninle sohbet edemiyorum, kendimi senin yanında bilimsel çalışmada kullanılan denek gibi hissediyorum” demişti. Haksız da sayılmaz nihahaha.

Psikolojisi bozuk olan sadece ben değilim abartıyorlar bence. Hepimizde az çok kırıklık var. Hepimizde az çok şizofreni az çok manik depresyon az çok obsesyon. Baharat reyonu gibiyiz, rengarenk.


Neden Bu Kadar Mutsuz İnsanlarız?


Bu gözler ayaklarını bağdaş yapıp  “seni affediyorum nalan abla” seansına katılanı da gördü, Giresun’a gidip  ağaca sarılıp “beni bağışla anne” diyeni de..

Karanlık oda terapisine girip  kendini her şeyden mahrum bırakanı da var, doğum anına  geri götüren küvetlere gireni de.

Nepal’e gidip günde 15 saat oturarak parmak ucunu düşüneni de var, Amazonlarda Şamanların verdiğini içip  yere uzananı da.

Neden yapıyor bunu bu insanlar?

Neyin hesaplaşmasını yapmaya çalışırken komik duruma düşmeyi göze alıyorlar? Onca çaba mutluluk kırıntılarını israf etmemek için mi?

“Peşimizden gölge gibi gelen geçmişimiz urganını boynumuza dolamasa, belki koşarken daha hızlanıp mutlu oluruz” beklentisi mi yaptıkları?

Bence öyle…

Kimimiz duyamadığımız cümlelerin peşindeyiz, kimimiz duyduğumuz cümleler peşimizi bıraksın istiyoruz.

Kimimiz gitmediğimiz yerlerin acısını çekerken, kimimiz gittiğimiz yerlerden çıkmaya çalışıyoruz.


Affetmek Kelimesi Hayatımıza Girmez İse, O geçmiş hep peşimizde


Anne baba olmanın kolay “canım annem, canım babam” olmanın ne kadar zor olduğunu idrak ettiğimiz zaman “seni seviyorum” cümlesini her duyuşumuz gözlerimizi yaşartıyor bu yüzden.

Keşke bir imkân olsa koca koca sakallı elleri nasırlı adamları, ya da başları örtülü olmadı tırnakları ojeli kadınları toplasam kocaman bir uçurumun kenarına götürebilsem.

Önce hep beraber sussak, sonra hep beraber çığlık atsak. Çığlık atarken annemizi, babamızı, kardeşimizi, terk eden sevgiliyi, kovan patronu, istediğimiz oranda sevemeyen eşi, kaynanayı affedebilsek.

Sanki affedersek işe oradan başlarsak hamlayan omuzlarımız iyileşecek. Açılan yaralarımız kapanacak, düştükçe kırılan kemiklerimiz kaynayacak.

Belki o zaman ıspanak suyunu kulağımızdan dökersek zihin detoksu olur gibi saçmalıklara gerek kalmaz.

Affetmenin insanın kendine yaptığı en büyük iyilik olduğunu bilseydik ilaç sektörü zengin olmazdı sayemizde.

Ezgi Akgül

Adım adım nasıl mutlu olunur rehberi için “Mutluluk Nedir? Nasıl Mutlu Olunur? yazısına da göz atabilirsiniz.



2 Comments

  • insanları uçurumun kenarına götürsem dediğinizde bir sonraki cümlenizin ne geleceği itiraf etmeliyim bayağı beni bir ürküttü.. Neyse ki onları uçuruma çığlık atmaya götürüyormuşsunuz 🙂

  • Yorumumu sonradan okuyunca pek iyi yazmadığımı fark ettim.. hatta saçma buldum. Espri yapayım derken pek yapamamışım sanki. Yorumlarımı silerseniz sevinirim.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir