Algı Tecavüzüne Uğruyoruz

fosyoloji tarafından tarihinde yayınlandı

Bizim mahallede bulgurcu var. Geçen iki çuval ceviz koymuş dükkanın önüne. Birinde 50 TL diğerinde 35 TL yazıyordu çuvalın. Pahalı olan yarıya inmişti. “Bunlar farklı cins ceviz mi?” diye sordum almadan önce. “Yoo!” dedi, elinde düzelttiği salça şişeleri ile. “Biri diğerinden eski mahsül o zaman” dedim. “Yok ikisi de çok taze bu senenin ikisi de bizim bahçenin” dedi. “E biri 50 diğeri 35 farkı ne o zaman” diye hafif de sinirlendim. “ucuz olan aynı bahçenin farklı ağaçlarından, pahalı olan tek ağacın ürünü” dedi. “Vay be!” dedim içimden. Adam resmen algı yönetimi yapıyor en kral şekliyle arka sokakta. İletişim Fakültelerine ders olmaya hazırlanıyordu. İnsanlar pahalı olana “beş lira fazla olsun bildik olsun” diye yönelince 35 liralık ürün 50 liraya peynir ekmek gibi gidiyordu.

Takdir ettim…

Arkadaşla alışveriş yapıyoruz meyve suyu alacaktı. Önce sepete ucuz olanı koydu sonra söylene söylene “ayy dur bundan almayım bu kaliteli değil, sağlıksız” dedi. 1 lira daha pahalı olanı gitti aldı. Daha önce aynı hataya düştüğüm için araştırmıştım. Ucuz olanı ve pahalı olanı yan yana getirdim içindekiler bölümünü gösterdim. Şeker oranından, meyve oranına kadar hemen hemen hepsi aynıydı.

H&M ve Zara gibi mağazalardaki kıyafetlerin en az %30’u Türkiye tekstil atölyelerinde üretilir. İkiside aynı tekstil atölyesinde üretildiği halde tanınmış markanın pantolonu hiç eskimezmiş gibi gelir, yerli etiket olduğu zaman para boşa gitmiş gibi.

Her gün nasıl su içiyor, yemek yiyor ve uyuyorsak aynı şekilde her gün algı yönetimi tekniklerine maruz kalıyoruz.

Mesela bunlardan biri psikolojik hazırlama dediğimiz (priming effect) insanların kendileri farkında olmadan belli davranışları ortaya koymaları için onları hazırlama şeklinde.


Nedir bu Priming Effect?


Bir markete girdiğiniz zaman sebze reyonu sizi karşıladığında orada tazelik hissedersiniz. Sebze reyonları sizi psikolojik olarak alışverişe hazırlamak için girişe bu yüzden konulur. Erkek giyimi de zincir mağazalarda genelde girişte olur. Bunun sebebi de erkeklerin alışveriş yapmayı sevmemesi kadınların üçüncü kat bile olsa oraya çıkacaklarını bilmeleridir, işte işletmelerin ya da reklam şirketlerinin hatta siyasilerin sizin psikolojiniz üzerinden hareket etmesine “priming effect” deniyor.


Renkler İle Algı Yönetimi


Twitter, Facebook gibi düşünce ve fikir paylaşılan yerlerin logosu güveni temsil eden maviyken, İnstagram eğlenceyi çağrıştırması açısından rengarenk tasarlanmıştır. Yine kırmızı dinamizmi, gençliği ve yeniliği temsil ettiği için neredeyse tüm markaların ortak rengidir. Hapların mavi oluşu yine  bu kimyasal size zarar vermez ekmek çarpsın”demektir bir nevi.


Peki neye göre belirliyorlar bizi nasıl yönlendireceklerini?


Evet şimdi meslek sırrı ifşa etme Mode-On. Umarım sosyologlar sendikası falan beni kınama metni yayınlamaz.

Mesela fizyolojik özellikleriniz sizin hangi algı operasyonunun kurbanı olacağınızı gösterir. Gözümüzün görebilmesi, kulağımızın duyabilmesi, beynimizin işleyebilmesi, şişman olmamız ya da kısa olmamız bizi dahil edecekleri kategoriyi belirler.

Ya da geçmişimizde neler yaşadığımız algı operasyonuna kurban seçilirken çok sık kullanılan bir seçme şeklidir. Deneyimlerimizinalgımızı  etkileyecek derecede iz bırakmış  olması aranan ilk özellik. Mesela Irak işgali sırasında yerel halkın anılarından dolayı, “size özgürlük getirdik bi tadına bakın” diyen Amerika’ya inanma eğilimi gösterip sokakta dans etmeleri gibi.

Bölgesel stratejilerde kullanılan ve en çok işe yarayan diğer algı yönetim şekli kültürel değerlerimiz. Yorumlarımızı  etkileyen  kültürel bir birikime  ve yargılara sahip olunması algı simsarlarının ağzını çok sulandırır. Eğer dindarsanız Facebook sizi dini reklamlar ile muhatap ederken, ateistseniz ona göre şekillendirir.

Güncel duygu durumu da bir diğer istismar edilen insan halidir. Facebook bir deney yapmıştı geçen yıllarda. 600 küsur bin kullanıcıyı 24 saat boyunca kötü, insanı üzen, sinirlendiren paylaşımlar ile muhatap etti. Günün sonunda bu kullanıcılar izlemeye alındı. Devam eden bir kaç gün içinde kullanıcılar öfkeli ve melankolik şeyler paylaşma eğilimine girdiler.

Bundan kaçmanın bir çaresi var mı derseniz, bulunmuş kesin bir çaresi yok.

Zaten içsel devinimlerden bir türlü çıkamıyor oluşumuzun en önemli sebebi bu.

“Çok mutsuzum!” diyorsun bu defa da oradan biri çıkıp “ha öyle mi kaç kilo sarayım ablama” diye dayıyor antidepresanı.

Ezgi Akgül


Kategoriler: bi HAKİKAT söyle

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir