Altıncı Koğuş Konusu Ne?

Altıncı Koğuş Konusu Ne?

Altıncı Koğuş Konusu itibari ile bir deli ve bir doktorun diyaloglarından oluşuyor. Aslında basit bir konu gibi gözükse de bu kitabın 18. Yüzyıl Rusya’sında yaşandığını düşünürsek Altıncı Koğuş Konusu bu yönü ile diğerlerinden ayrılıyor.

Altıncı Koğuş kitabının iskeletini bu iki kişi arasındaki empati süreci oluşturuyor aslında. Üstten bakmacı doktor kişisi Andrey Yemifıç hastası İvan Dmitrıç ile tedavi sürecinde tanışıyor ve onu dinlemeye başlıyor. Karşılıklı diyalogların geçtiği roman bir nevi psikoterapi seansı da diyebiliriz.

Ama bana göre Altıncı Koğuş konusu ile özel olmayı sadece bu basit hikaye ile kazanmamış. Anton Çehov bütün ezilmiş ve adalete karşı güvenini kaybetmiş insanların sesini vermiş hastası İvan Dmitrıç’e. İvan Dmitrıç haksızlığa uğrayınca aklını yitirecek olanların sesi olmuş adeta.

Ülkenin sorunları ile ilgilenmek yerine olaylara uzaktan bakan ve aman canım bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen sesi de doktor Andrey Yemifıç Altıncı Koğuş kitabında.

Ben ilk kitabı aldığım zaman onun bir hapishane anılarından oluştuğunu zannetmiştim. Okudukça olayın her ne kadar bir hapishanede geçmediğini fark etsem de kitabın sonunda karar verdim ki herkes kendi hapishanesini kendi içinde taşıyor.

Kitapta Çarlık Rusya’sında yaşayan zenginler ile ezilen fakir halk arasındaki psikolojik gerilim çok iyi verilmiş. Zengin olmayanların insan yerine bile koyulmadığı bir Rusya’dan bahsedilen kitap aynı zamanda fakir insan psikolojisi üzerine de göndermeler yapıyor.

Benim bu kitaptan aldığım en büyük ders her acının kişiye özel olduğuydu aslında. Herkes kendi acısını kendi içinde yaşıyordu. Her damdan düşeni ancak bir başka damdan düşen anlıyordu. Altıncı Koğuş konusu bir damdan düşme hikayesi aynı zamanda.

Benim için Altıncı Koğuş kitabını özel yapan bir başka şey de insana yavaşlaması gerektiğini hatırlatmasıydı. Evet insan yavaşlamalı ve hayatının her anını yaşarken farkında bir göz ile yaşamalı.

Maddi esaret mi gerçekten acı verir yoksa manevi esaret mi sorularının da cevabını arıyor kitap. Ancak bu soruları o zaman soruyor olması bana çok ilginç geliyor ya. Düşünsene 200 sene önce Rusya’nın bir köyünde yaşayan bir adam benimle aynı varoluşsal bunalımlara girmiş. Bunu okumak ve tanık olmak gerçekten harika.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Altıncı Koğuş Alıntılar

“Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da deli!”

“Acıya karşı bağırarak, gözyaşlarımla cevap veririm. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere ise tiksinti duyarak tepki gösteririm. Bana göre bu hayatın ta kendisidir.”

“Ölüyorum ve bunun bilincinde olma cesaretine sahibim.”

“Bir bilgin ya da sadece düşünen, kafası çalışan bir kimse, diğerlerinden tam da acıyı küçümsemesiyle ayrılır. Bu kişi her zaman halinden memnundur ve hiçbir şeye şaşırmaz.”

“Şuna derinden inanıyorum ki, ölümsüzlük olmasa bile yüksek insan aklı ölümsüzlüğü er ya da geç icat edecektir.”

“Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikâyet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.”

“Zaten acı çekmenin insanı güçlendirdiğini söylerler. Dahası, bu acılarımızı ilaçlar ve damlalarla azaltmayı gerçekten öğrenirsek, içinde dertlerimizin çözümlerini hatta mutluluğu bulduğumuz din ve felsefeyi reddederiz.”

“Kadınlar ve aşktan tutkuyla, hevesle bahsederdi fakat hiç aşık olmamıştı.”

“Demek ki ben acı çektiğim, memnun olmadığım ve insanların alçaklıklarına şaşırdığım için aptalım.”

“Yalnız kalmadan hakiki mutluluğu bulmak mümkün değildi.”

“Sadece akıl, ilginç ve harikadır; geriye kalan her şey yüzeysel ve önemsizdir.”

“Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir ?”

“Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!”

“Sonuçta maddi ya da manevi bir pisliği bir yerden koysanız da başka bir yere sıçrayacaktır. Pisliğin kendiliğinden yok olmasını beklemek gerekir.”

“Alçaklar iyi beslenip giyinirken, dürüst olanlar kırıntılarla beslenmekteydi.”

“Lanet olası hayat! En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükâfatla sona ermemesi.”

“Geçmişinden nefret ediyordu. En iyisi geçmişini hatırlamamaktı.”

“Acıyı küçümseyebilmek, her daim memnun olmak ve hiçbir şeye şaşırmamak için işte tam da şu aşamaya gelmek ya da her türlü duyarlılığı yitirmek için sonuna kadar acıyla yoğrulmak, başka bir deyişle, artık yaşamamak gerekir.”

Etiketler

2 YORUM

  1. Hocam sorun hep aynı, güçlünün güçsüzü ezmesi. Maslowun ihtiyaçlar hiyerarşisine bakıyorsun, insanın varoluşundan bu yana, ana hatlarında pek değişen bir şey yok. Yeme, içme, barınma, güvenlik, sevme sevilme vs. E İhtiyaçlar belli, kaynak belli, paylaşım neden sıkıntılı? Ego, kibir, üstünlük, rahat yaşam isteyenler vs. Buradan tıp hekimlerine sesleniyorum, bunun ilacını bulursanız dünyaya kalıcı barışı getirebilirsiniz 🙂 Yıllarca insanları kandırdılar, sınırsız ihtiyaçlar ama sınırlı kaynaklar var. Napıcaz peki, bunu yöneteceğiz ve adına iktisat diyeceğiz 🙂 neyse hocam konu çok dağılacak. İsmet paşanın bir sözü vardı. “Bir memlekette namuslu insanlarda en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memleket için kurtuluş yoktur”

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot - Goldenbahis yeni giriş -
Baymavi