Anı yaşamak yani Carpe Diem nedir sahiden?

Kafam o kadar dolu ki hep, sanki Tarlabaşı’nda bir çingene mahallesinde yere düşmüşüm de tepemde roman havası oynuyorlar gibi hissediyorum. Carpe Diem nedir sorusunun etkisini o an hissediyorum işte. Bazen o kadar bunaldığım oluyor ki serçe parmağım ara vermeden köşelere çarpmış gibi canımı acıtıyor iç dünyam. 

Ne hesaplaşmalarım bitiyor, ne hayallerim. Ne affetmelerim bitiyor ne kırgınlıklarım. Her sabah yeniden sıfırdan başlamak için uyandığım günde ne tembelliklerim bitiyor ne umutlarım. Carpe Diem nedir sorusunun cevabını da hep bu anlarda buluyorum.

Olmuşları bir tarafa kaldırıp olmamışlara yoğunlaşıyorum, bu defa olmamışların altında kalıp eziliyorum. Anı yaşamak gerekiyor ama geçmişin kuyularında debelenip duruyorum.

Hani bir kitap okursunuz da bazen aynı sayfayı defalarca okumanıza rağmen tek kelimesini anlamadığınızı fark eder, kenara bırakırsınız ya öyle bir yılgınlık belki. Doluya koyduklarımızı dolduramıyor, boşa koyduklarımıza yetişemiyoruz. Karpuz yiyip kavun konuşmaktan ne günlerin anlamı kalıyor, ne bahşedilen hayatın önemi. Oysa kavunu boşverip karpuzun hakkını versek daha zevk alacağız eylemlerden.

Yaptığımız ne varsa öylesine gibi sanki her şey… 

İşte bunlar ve daha fazlası yüzünden yakaladığım o “an” lar çok kıymetli benim için. Mandalinayı soyarken burnuma gelen kokusu ile hissettiğim şükür, sabah ezanına denk geldiğim o anlar, annesine sığınan çocukları izleyebildiğim o muhteşem tablolar çok önemli. 

Çok seviyorum o gerçek anları, sokakta camiye yürüyen yaşlı amcaları takip etmeyi, markette sevdiğinden gelen mesajı hemen görmek için telefonunu gözünün önüne koyan gençleri fark etmeyi, patlayan topuna ağıt yakan çocukları izlemeyi çok seviyorum. 

Ne zaman o “an”lara denk gelsem ne zaman yoğunlaşabilsem hayatıma şakıyorum, sekiyorum, uçuyorum. İçimde serçeler kanat çırpıyor, saksağanlar ile barışıyorum. Timsahları bile affediyorum antiloplara çektirdileri yüzünden, ayrık otlarına saygı duyuyorum. 

Sosyal medya hayatın anlarını kaçırmamız için tasarlanan bir silah gibi. Namlusunu elimize vermişler de şakağımıza dayamamız için bizi ikna etmişler gibi. Sıla’nın yediği dayak kadar önemsemiyoruz artık sıcak ekmeğin üstünde eriyen tereyağını. Trump’ın attığı tweet kadar umrumuzda olmuyor eşimizin sevgilimizin attığı trip. Sanki yok gibi her şey ve sanki sadece burası var gibi yaşıyoruz. 

En son hangi akrabamızın bir derdine koştuk, en son kimi sadece halini sormak için aradık, en son babamıza “iyi ki varsın” ne zaman dedik, bir hastaya yemek yapıp götürdük? 

Mış gibi yaşıyoruz, her günümüz diğerinin bir benzeri… 

Ve hep, Anı Yaşamak Carpe Diem Nedir? sorusunun peşinde sürükleniyoruz.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Anı Yaşamak / Carpe Diem Nedir?

Anı Yaşamak / Carpe Diem Nedir?” üzerine 7 düşünce

  • Mayıs 2, 2021, 5:08 pm
    Kalıcı bağlantı

    “olmuşları bir tarafa kaldırıp olmamışlara yoğunlaşıyorum, bu defa olmamışların altında kalıp eziliyorum. ânı yaşamak gerekiyor ama geçmişin kuyularında debelenip duruyorum.”

    “ne zaman o “an”lara denk gelsem ne zaman yoğunlaşabilsem hayatıma şakıyorum, sekiyorum, uçuyorum. İçimde serçeler kanat çırpıyor…”
    ….
    ân…
    çok düşünmüştüm üzerinde.. istemiştim ki, her şey bir ânda olsun bitsin, ân içinde, dış dünyadan zerre bişey istemeden beklemeden hissetmeden..
    zaman içinde zaman yaratırmış allah.. âlimleri zamanın lineer bir şey olmadığını, zaman diye bir şey olmadığını, var olan şeyin yalnızca ‘ân’, ân-ı dâim olduğunu, her ‘ân’ın bir nokta ve gerçekte hayat denilenin ‘ân’lardan mürekkep olduğunu söylemişler..
    her şey bir noktayla başlarmış; bir nokta.. ve noktayla hitâma erermiş.. noktanın boyutsuz., bir hacmi yok, ölçülebilir bişey değil, varlığı izafi, lakin bir varlığın varlığını yerini işaretleyen, ölçen bir şey.. sonsuza nispet, görünen âlemde her şey bir nokta mesabesinde.. ve aslında noktanın kendisi bizatihi sonsuz..
    zaman yok, “ân”, “ân-ı dâim” varsa geçmiş ve gelecek diye de bir şey yok bu durumda.. insana bu yüzden mi “ibn-ül vakt”; “vaktin oğlu” der ehli?!.
    zamanın izafiliğini, ânın ise, mutlaklığını anlamak için rüyalara mı bakmalı; zaman içinde zamanda bazen izahı zor yolculuklar yaptığımız.. zaman yok, zaman yoksa mesafe de yok, mesafe yoksa hareket, hareket yoksa fizik ilmi yok.. her şey bir ‘ân’, her şey bir ân içinde cereyan eder, her şey bir ‘ân’da birleşir.. ân bi yere, bir şeye aidiyetsiz, ân eşsiz, ân sonsuz..
    zaman içinde zaman, ân içinde ân gizli.. bir şey yaşarsın ân içinde, ömür dediğine bedeldir.. bir ‘ân’ kendinden önceki her şeyi siler, tüm boşluğu doldurur ve sonra ne varsa dolu boş, tamamını içine alır.. gariptir, akıl almazdır; atoma nispet çekirdek.. atom, toplu iğne başı kadarsa, çekirdeği futbol topu büyüklüğünde.. al ve çık şimdi akılla işin içinden?!.

    ‘sonsuz’a bakınca zaman, devir, çağ ile kavgaya zaman kalmıyor sanırsam.. ve zuhurata tâbi olmak endişeyi ukdeyi bertaraf eden şey, huzur..
    ân’ın sonsuzluğunu kavramak isterdim, ân’ı kavramak isterdim ve hep ânda yaşamak..
    sonsuz olduğuna inanıyorum ân’ın.. gladyatör filminde, son sahnede anlamaya yaklaşmıştım.. insanın ân içinde, dış dünyadan tek şeyi hissetmeden sonsuza yolculuğa çıkabileceğini.. ölüm ânında uçsuz bucaksız buğday tarlası içinde sevdiklerine yürüyordu, evine döner, yürür gibi, eşiğinde eşi çocukları; ellerini açmış, gülümseyerek karşılarken…
    ölüm ânında ölümün tariflenen acısını zerre hissetmemek?!. yanlış mı hatırlıyorum bilmiyorum, Efendim aleyhisselam ölüm acısını tarif ederken 360 kılıç darbesinin aynı anda bedene inişi, yahut dağlanmış kızgın bir demirin ıslak yünden çekilişi gibi, yahut dikenli bir çalıyı yün yığınından çekmek gibi.. ölümün bir sektesi bu kadar acı vericiymiş.. ölüm ânı bu kadar acı verirken hiçbir şey hissetmeyenler, tebessümle son nefesini verenler?!. Yusuf’un güzelliğinden kadınların ellerini doğrayıp zerre hissetmemeleri gibi, rızaya ermiş insana ölüm meleğinin kanadında gideceği yerin eşsiz sonsuz güzelliği gösterilirmiş..

    sonumu hep ihtişamlı düşünür, isterdim.. düşünceme demirbaştı asil bir ölüm; şöyle cana değen, adamakıllı bişey ve özel.. alnıma bi kurşun yapışacak, ben yaşadığım eşsiz sonsuz güzel bir ânı, yahut gördüğüm eşsiz güzel bir rüyayı hatırıma getirip, eşsiz güzel bir yolculuğa çıkıp ve ama bu kez uyanıp geri dönmemecesine; gülümseyeceğim katilime ve dünyaya ve hayata, gülümseyerek gideceğim, gideceğim yer her nereyse, cennet ya da cehennem, birine sevinmeden, diğerinden korkmadan, çünkü dünya cehennem bazılarına; dışardan bakınca yağ-u bâl içinde yaşasalar bile.. öyle düşünürdüm sonumu.. ama ille de, mutlaka da uç uçuk bişey; dudaklarımda yanan bir sigara ve son nefesimi son bir çekişle vermek..
    çok istedim bunu, sonu böyle olsun, ta ki seksenyedilik anam üzülüyor, bakıp canı çok yanıyor diye içmeyi bırakana kadar.. demli çay eşliğinde, günde üç paketten fazla sade maltepeyi aşkla içen biri için sigara can bişeydir, candan bişeydir, cana değen bişeydir ve çok kötü de bir düşünce bu, kabul, iyi bir arzu değil bu, bu çok fena bir önerme.. kötünün kötüsü örnek..

    yorum yazacaktım hesapta?!. ân, ânı yaşamak, ânda yaşamaktan söz ederken?!. bu siteye geldiğimde hep böyle oluyor, bu hep oluyor, bişey demeye çalışırken bambaşka bir şey anlatırken buluyorum kendimi?!.

    Cevapla
  • Mayıs 4, 2021, 2:42 am
    Kalıcı bağlantı

    sahur beklerken… uzun bir yazı olacak.. muradım. yine özümsediğim çok kelimenizi bu yazıya da mevsul etmeye gayret ederek yazmak.. buna ne kadar sadık kalırım, bilmiyorum; çünkü evvelkilerde olan şey yine olacak, kesin.. ne vakit tam da işte bunu mutlaka demeliyim dediğim yerde bir anda kopuyor tel.. kendime anlatır, yazarken hiç de yaşamadığım şey sıra size yazmaya gelince kısa devre yapıyor.. “yorum yazacaktınız, yazımı ilgi tutup?!. ne ilgisi var şimdi?!.” deme hakkınız hep sizin ve sizde saklı ve baki de.. derseniz de hiç şaşırmam, çünkü yazma hususunda uç uçukluğumu biliyorum..
    Bismihu deyip başlıyorum ve rabbim bana yardım ede, size de sabır vere!.

    Cevapla
  • Mayıs 4, 2021, 3:29 am
    Kalıcı bağlantı

    saflık, aldanma, pişmanlık; ‘insan olmak’, daha da zoru ‘insan kalabilmek’ üzerine..
    Kendini bigüzel kınayanlardansınız siz de.. kendi üst katınızdan kendinizi kendi içinize bigüzel silkelemeyi bilen de.. güzel allahım nefsin makamlarını kelam eylerken Kitab’ında, “levvame”der ve üzerine bigüzel de yemin eder.. en sevdiği, makamlar içinde..
    Kendinizi kınayışlarınızı okudum satıraralarınızdan.. andolsun, sevinip çok, şükrettim buna, öyle de kendimden bir şey bulup.. nefsii tek kelam okumadım sizden, sürekli rabbiyle bağ üzre.. bu yüzden o iltifattan şeyler aslaa saymadığım sözleri sarfetmek.. kemaliyle inanmış insanların haricinde kimselerle asla anlaşamıyorsunuz siz de.. mış gibi yapmıyorsunuz, görmezden gelip, kulağınız üzerine yatmıyorsunuz.. böyle yapmak saf imanı zedeleyen, huzursuz edici, içten tırmalıyıcı bir şey; bunu en derin yaşayacaklardan biri olduğunuzdan şüphem hiç yok, çünkü allahın hatrı kullarının hatrının üzerinde sizde.. ülkemin ve mahallenin en önde gazetelerinden birinde, meşhur da bi köşe yazarı bir bacı yıllar önce ecevit lanet-i rahmana, ateşine kavuştuğunda rahmetler okuyup medhiyeler dizmişti yazısında.. çok canım yanmıştı; cemaziyel evvelini karaktersizliğini ve 12 eylül öncesi gençliğin kırımında rolünü yaptıklarını iyi bildiğimden.. ikaz yazısı yazmıştım, üslubuyla, aslaa kırıp dökmeden ve kısa, efendim aleyhisselam’ın ağır sözünü hatırlatarak; “bir fasık övüldüğünde allahın gazabından arş titrer” diyerek.. karşılık notunda kişilik hakkı meselesi olarak algılamış, cılız savunma sözleri sarfetmişti.. bir açıklama notu daha yazma gereği hasıldı, yazmıştım, bu kez teşekkür notuyla.. sizden okuduklarımdan rabbimin kalbime getirdiği inanış; bu hassasiyet hep önde tuttuğunuz.. öfkeniz var; ve bu manaada öfke tavır için gerek şart.. öfkesiz insan omurgasızdır da, az bi sıcak gördüğünde mum gibi yamulur, az bi dünyalık karşılığında mahalleyi satmayı bırak, yakar, ardına bile bakmadan..
    Beni burda olmaya kalmaya ısrarla sevkeden şey şahidi olduğum, eğilip bükülmeyen tavrınız da..
    ../.

    Cevapla
  • Mayıs 4, 2021, 4:11 am
    Kalıcı bağlantı

    “Aldanırız aldatmayız” diyor güzel zatlardan biri.. ve büyükanam rahmetli “allah aldananlardan etsin” derdi; aldanmak iyi bir şey olduğundan değil, aldatmak kötü bir şey olduğundan..
    yazının bundan sonrası sanırım çok uçuk cümlelerin doğumuna şahid olacak, çünkü siz de sevmiyorsunuz vaaz verir gibi konuşmayı.. zaten de ortalık, söyledikleri gırtlağından göğsüne inmeyen, diliyle kallavi servetler edinen vaizden geçilmiyor.. hele ki de ramazanlarda.. daha çok satandap’çı görüntüsü veren türediler.. ve “öyle bir zaman gelecek, içinizde gırtlağıyla para kazanacaklar çıkacak.. dikkat, onlar en şerlileriniz..” ve “kişi bir hutbe irad etsin de, allah ona ne murad ettiğini sormasın?!.” buyuruyor Efendim aleyhisselam..

    Konu aldanış olunca, bununla sanki yakın akraba gibi de yaşayınca uzun zaman, çokça aldanıp, belki de hep aldanıp, geriye döndüğümde fena isyan edesin geliyor kendime, ne salaksın diye..
    Aldanmanın pişmanlığı elbet yakıcı, lakin ruhu yücelten, insanı olgunlaştıran da bir şey.. asil duygu pişmanlık ve zaten de “pişmanlık tevbedir” hadisi var..
    Bu sözlerden öyle aldanışı kutsayan, bundan zevk alan bir mazoşist, sakat bi kimlik çıkar mı bilmem, ama saflığı safları sevdiğim, onlara müthiş saygı duyduğum anlamı bal gibi de çıkmalı.. hem allah var, allahın sevdiklerini ben sevmesem hafazanallah, git cehennemin dibinde geberemeden bi türlü, yan?!.
    Hem pişmanlık fena yakıcı olduğu kadar, cidden güzel de bi duygu.. gözlerimle okudum, siz de ciddi hesaplaşmalar yapıyorsunuz, yaşıyorsunuz kendinizle, bu hissi iyi biliyorsunuz.. benim gibi de yapmayıp ama; kendinize söve saya?!.
    Ağırdır benim kendimle hesaplaşmalarım.. ama bunu seviyorum; ayakları yere basan, insan ve makul ve kul kalmamı intaç ediyor..
    ../.

    Cevapla
  • Mayıs 4, 2021, 4:54 am
    Kalıcı bağlantı

    Şükür, şuraya kadar konudan kopma gibi arıza çıkmadı.. müsterih, devam edebilirim yani.. yani “ne ilgisi var şimdi yazdıklarımla” dedirtmeye meydan vermedim.. eğer de diyecek olsanız bile aslan gibi bir delilim var önümde; “İyi niyetli biri” olduğunuzu bizzat siz söylediniz..
    Zaten de “ameller niyete göre” ve allah kulunun niyetine bakar hep?!. Sorun yok yani..
    İnsan iyi niyetli olunca doğrudan ‘saf insan’ sınıfına dahil oluyor.. yani aldanmaya sürekli müsait ve hazır olan.. bu yaradılışını, halini bilen aldanışları karşısında başkalarını da suçlayamaz zaten.. zaten de malum, “kendim ettim kendim buldum” diye de meşhur bir türkümüz de mevcut, rahmet olsun, neşed babadan..
    Böylesi durumlarda fail insanın kendi olunca, kendini suçlamaktan öte bi yol bilmediğinden de, Ben gibi yapar, aşrı aşrı pişmanlıktan, doğrudan kendi öz boğazına sarar öz ellerini, kendini gırtlaklamaya çalışır, komik biçimde..
    İnsan yaşamak macerasında başkalarının acıları kırıklıkları pişmanlıkları söz konusu olduğunda teselli adına, belki en yerli yerinde telkinleri ve tecrübesi dahilinde, hayatın en derin gerçekliklerinden çıkarır, en uzak noktalardan bulur, emekle getirir, makul örnekleme ve önermelerle muhatabına sunmakta hiç mi hiç bi sorun yaşamazmış da, lakin iş kendini teselliye gelince en mantıklı öneriler örnekler elinin altında olduğu, burnunun ucunda durduğu halde en olmadık, en uçuk, en isabetsiz, en alaakasız, kendine hiç beğendiremeyeceği en münasebetsiz olanlarını çıkarırmış kendini teselli için.. böyle de bi tuhaf durum?!. İşte tam da burası, fena çuvalladığım yer..
    Aldanıp kırılmak için hiç de can atmasak, kendimize hevesle ısmarlamaksak da gelip buluyor işte, kapımıza bırakıyor işte..
    insan içinde yaşıyorsak çok tabii bişey bu.. bunu anlamak kolay değil.. ama anladığında, insan kırılışlar karşısında yaşadığı travmayı daha kolay atlatıyor, kendini daha kolay tamir ediyor, o kahredici hesaplaşma duygusuyla daha kolay başa çıkıyor.. anlamlandırmak, yerine koymak zor gelecek ama, İnsan aldandığı kadar insan..
    ../.

    Cevapla
  • Mayıs 4, 2021, 2:54 pm
    Kalıcı bağlantı

    aldanış zamanları ardından insan uzun süre durmayan heyelan yaşar insan..

    kendilerini akıllı, aldanmaz sanan çoğu insan başkalarının aldanışlarını aptallıkla niteler, o müstehzî, renksiz, sinsi lâle gülüşleriyle karşılarlar.. lakin böyle düşünmekle en kötü aldanmayı kendileri yaşar; bilmezler ki, asıl büyük aldanış kendilerine böyle düşünmekle yaşattıklarıdır?!

    üstesinden gelemediğimiz zaman ciddî travma yaşatır aldanışlar.. boşluğa düşmek tehlikesi belirir; her şeyi anlamsız bulduğumuz, bitirdiğimizi sandığımız, içine düştüğümüz devasa boşluk ve o boşluk içimizde..
    yalın, saf, loş bir boşluk gelir oturur içimize.. ilkel bir hiçlik duygusu belirir çok geçmeden; belirsizliğin o trajik gerçeğiyle burun buruna geliriz.. hayatı çekilmez yapan, beter duygu..
    insan tam da öyle bir noktada bulur çıkışı da; kafasının karışıklığını erken giderebilirse.. dipten çıkış, ayaklarını dibe vurup çıkış.. insan kendine berbat bi yıkıntı yaşatmadan, aldanışlarının üstüne üstüne gidip, azcık adam gibi düşünüp sorgulamaya başladığında, yaşadığı o vıcık vıcık pişmanlık duygusunun yoğunluğundan azcık sıyrılmayı başardığında, bu hâli en az zararla atlattığında kendi gerçeğine, gerçekliğine ulaşır..
    “ucunda ölüm olmayan hiçbir şeyi dikkate almak zorunda değiliz” diyor i.özel.. cidden de öyle; ölüm hariç, insanın başına gelen hiçbir şey onun hayatının sonunu belirleyici değildir.. yaptığımız hatalar sonucu, bazı hadiseler karşısında yaşadığımız pişmanlıklar bazen zehir gibi gelir, canı fena yakar velakin bu aynı zamanda hayat belirtisidir de; bir taraftan yara açarken, öte yandan başka bir şeyleri yeşertir, ruhu yüceltir, kalbi hassaslaştırır, arındırır, tecrübe kazandırır.. hatalar aldanışlar hayatın sonu demek değil, aksine, taze bir başlangıç için bir fırsattır..
    sözün nihayeti;
    yüreğini kolayca açıveren biri zaten aldanmaya en müsait biridir.. eğer de farkındaysa bunun, kendinin, kaybetmeyi, açığa düşmeyi, darbeyi, ihaneti, yaralanmayı kırılmayı da göze alan biridir de.. ve kırılmak, yaşamın sunduğu en derin gerçekliklerden; insanı gerçeğin taa gözlerinin içine bakmaya zorlayan.. ve hiçbir şey tam ortasından kırılan bir şeyin engin bilgeliğine erişemez.. işte, bu yüzden, hayata tutunmak için bir çınar gibi derinlere kök salmanın elzem ve dahi güzelden ziyadesiyle, nasipli olduğuna inanmıyorum ben.. bu yüzden filizkıran fırtınalarını sevdim, yaprak dökümlerini, bağ bozumlarını.. kırılan dökülen ve bozulan şeyler, hiç değilse kırılıp dökülmeye, bozulup çürümeye olan sahici sadakatleri nedeniyle dikkatimi celbediyorlar ve aldatmıyor onlar, çünkü dimdik ve kavi olmak, kalıcı ve değişmeyen bir öze sahip olunduğu inancıyla günü ve geceyi karşılamak bir kelebeğin ömrünün üçüncü ve son gününde kendini görmüş geçirmiş bir pir-i fani sanmasına benziyor..
    ..
    sözün özü;
    “saf insan, som kalplilik, iyi niyet” ve “aldanmak” deyince karışıveririm hep.. bu kadar çok söz söyleme nâkısası ondan..

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot - Goldenbahis yeni giriş -
Baymavi
%d blogcu bunu beğendi: