Batı Yamyamlığı

“Şu adamlara bakın da az medeniyet öğrenin!” diye her fırsatta önümüze konulan Batı’nın aslında vitrinden ibaret olduğunu herkes bilir. 

Bazen o vitrine protez bacak takılmış bir köpeği koyup “ne kadar merhametliler oysa biz öyle miyiz?” diye düşünmemize sebep olurlarken bazen de bir mültecinin başını okşayan Danimarkalı polis görürüz vitrinlerde. Sanatı,bilimi geçtim de insanlık bile onlardan sorulur oldu artık.

Nerede kadın dövülse “Avrupa’da öyle mi ya herkes birbirinin hayatına saygılı mesela geçen haberlerde gördüm kadın adamı yengesinin kız kardeşi ile aldatmış bunu öğrenen adam çıtını çıkartmamış, bu senin hayatın istersen teyze kızı da olur demiş.” şeklinde tuhaf özenmelere denk geldiğim gibi, nerede yavru hayvanı yaşatmaya çalışan bir Norveçli videosuna denk gelsem altında, “şunlar kadar olamadık” tadında yorumlara denk gelirim.

Batı güzellemeleri yapan insanlara bakınca insan ister istemez “Allah bizim belamızı zaten vermiş ölüp gidelim biz ya niye yaşıyoruz ki ha hayat ne ki anne yaşamak ne ki?  Dasychira Pudibunda Tırtıllarının soyu bizim yüzümüzden tükenecekse bu hayatın ne anlamı var ha söylesene anne!” hissiyatına kapılıyorsun ister istemez.

Sonrasında gelen “bizden adam olmaz asla onlar gibi olamiciz” düşüncesi ile “umutsuzluk ölümcül hastalıktır” diyen felsefik abileri haklı çıkartma süreci başlıyor. Sonrasında da gelsin atalet gelsin “biz yapamayız adamlar yapmış abicim” gelsin “ehe ehe ama sen SİHA’nın vidası nereden geliyor haberin var mı?” eziklikleri.

Oysa aklı başında herkes bilir ki Batı vitrine protezli köpek koyarken mağazada misketli bombalar ile çocukları öldürür.  Herkesin hayatına saygılı imajı verirken Vietnam’dan getirdiği küçük kız çocuklarını Pizzagate kodu ile büyük patronlara pazarlar. Kadınlara “çok güzel olun siz bunu hak ediyorsunuz.”diye makyaj yapmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu fikrini aşılarken, oradan kazandığı para ile dünya uyuşturucu ağını elinde tutar.

Bunlar herkesin bildiği sıradan şeyler. Bir de bilinmeyen yüzleri var.



Mesela Batı Yamyamlığı!

Kendi sapıklığını gizlemek için “Bu Müslümanlar küçük kızlar ile evleniyor sapık herifler diye dünyaya pazarlayan ve gizleyen, kendi acımasızlığını örtmek adına kafa kesen Müslüman imajını oluşturup kendi bağnazlığını kamufle eden Batı’nın bir başka yönü de yamyam olmaları.

On dokuzuncu yüzyıl sonlarına kadar insan vücudu Batı’da şifalı bir ilaç olarak kabul edildiğini biliyor musunuz? Birinci ya da ikinci yüzyıldan bahsetmiyorum. Bildiğin dünyaya medeniyet getirdiklerini iddia ettikleri “ulan biz olmasak var ya bitmiştiniz hepiniz” diye böbürlendikleri aydınlanma döneminden bahsediyorum.

“Ne kadar yakışıklı ve genç Başbakanları var. Bizim siyasetçiler öyle mi ama  bu haksızlık yaa” diye o durumuna bile imrendiğimiz Danimarka’da, hem de 19. YY Avrupa’sında başı kesilerek idam edilen mahkumların altında leğen ile bekleyen görevliler olurdu.

Cellatlar insan kanı ticareti yapardı. Bu durumdan pay almak isteyen Danimarka Krallığı o dönem insan bedenine ağır gümrük vergileri koymuş, kazanılan paradan avantasını kesmişti. İdam edilen kişi eğer genç ise, akan kanın sara hastalığına iyi geldiğine inanılırdı.

Ne kadar asil adamlar hele o beş çayları yok mu ne güzel bir ritüeldir o” diye dondurmaya bakan yaz günü çocuğu gibi davrandığımız Londra’da hem de sanayi devriminden sonra on dokuzuncu yüzyılda eczane vitrinlerinde insan kafatası sergilenirdi.

Almanya’da hem de 19. YY sonlarına kadar dar ağaçlarının kenarlarında yoksul insanlar sıraya girerdi insan kanı içmek için. Bazısı sırf şifa bulmak adına rüşvet vermek zorunda kalırdı cellatlara. İnsan cesetlerinden alınan yağlar krem yapılır, yaralara iyi geliyor diye diğer ülkelere ihraç edilirdi.

Sadece fakir halkın başvurduğu bir yöntem değildi üstelik.
Kanuni’nin “Sen ki Fransa Kralı Francisco’sun” diye hitap ettiği Fransa Kralı, cebinden hep mumyalardan bir parça bulundururmuş. Sanki dil altı hapı gibi de acil durumlarda kullanırmış bunu.
İngiltere Kralı 2. Charles ölüm döşeğindeyken bol bol kafa tası tozu içirmişler. Toz haline getirilen kafa taslarının acıları dindirdiğine inanıyorlarmış.

Avrupa Türkleri De Yemiş!


Tarihin en büyük yamyamlık seferi olarak da adlandırabileceğimiz Haçlı Seferleri sırasında aynı vahşeti sürdürmüşler. Funk Brentuno “Haçlılar” isimli kitabında bir din adamı olan Pierre L’ermine’nin açlık ile mücadele eden haçlı askerlerine tavsiyelerde bulunduğundan bahseder.  Pierre L’ermine haçlı askerlerine dönüp: “Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesetlerini toplayın. Onları yiyerek hayatta kalabilirsiniz. Tuzlayarak yerseniz daha lezzetli olur” der. Aynı kitabın devamında “İznik civarında binlerce çocuk böyle parçalandı. Kazıklara geçirilen çocuklar kızartılarak yendi. Halep’in Maara kasabasında Türk cesetleri aynı şekilde açlıktan ölmemek için kızartılıp yenmiştir deniyor.

Patileri havada dili dışarıda Batılının kendisine “yakala oğlum!” demesini gözleri parlayarak bekleyen bizimkiler, dünyada olumsuzluk adına ne olursa olsun bunu Müslümanlara mal etmeye çalışıyor. Kendi tarihi katliamlar, soykırımları, barbarlıklar ile dolu olan batı şimdilerde vitrin süslemeyi öğrendi diye geçmişi unutturmaya çalışan Batı’nın gönüllü propagandacısı olan arkadaşları görünce ne kadar profestyonel bu işi yürüttüklerini daha net görüyorsun.

Evet şimdi eczane vitrinlerinde kafatası sergilenmiyor. Leğenler ile akan kanlar biriktirilmiyor. İnsanlar ceplerşnde ceset parçaları taşımıyor yaralarına insan yağı sürmüyor olabilir.

Ama Batı’nın hale vahşet denince ilk akla gelen şey olmadığını kim iddia edebilir?

Ezgi Akgül

Batı’nın gönüllü borazanları ile alakalı “Entelektüel Kurbanlar” yazısına da göz atabilirsiniz.



3 Comments

  • Allah razı olsun yine harika bir yazı yazmışsınız batı hiçbir zaman medeni olmamıştır

  • Böyle kültürlü, böyle cesur, böyle edebi eserler sahibi… gençlerimiz iki cihanda aziz olsunlar.
    Allah bütün işlerini asan eylesin, kolaylıklar versin

  • Yine muhteşem bir yazı olmuş, elinize sağlık

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir