Büyük Konuşmak

Bir köyde doğmuş, belli dini kalıplar ile büyütülmüş, orada evlenmiş, orada çocuğu olmuş ve orada yaşlanmış köylü bir kadının “ben hayatım boyunca hiç içki içmedim” diye övünmesi kadar saçma sapan bir şey yoktur. Çünkü alkol ile hiç karşı karşıya gelmemiş o günah ile sınanmamıştır.

Benim ülkemde hiç savaş çıkmadı. Evini barkını bırakıp dilini bilmediğin bir ülkede kocan yanında olmadan çocukların ile hayatta nasıl kalınır tek bir fikrim bile yok. Kirlenenince nerede yıkanırım, acıkınca kimden para isterim, ayakkabı yırtılsa o sırada ne yaparım “çok hastayım” Türkçe nasıl denir bilememek nasıldır bilmiyorum. Bilmediğim için de mülteci bir kadın neden bedenini para ile satar kestiremiyorum.

Eğer katil olmadıysam hayat beni o sınıra hiç getirmediği için belki, getirdiği zaman ne yapardım acaba. Hiç hırsızlık yapmadıysam belki de hiç çaresiz hissetmediğimden olabilir. Üç gün aç kalsam, çocuklarım açlıktan hasta olsa belki ben de bu yola başvuracağım.

Alkol almanın, adam öldürmenin, hırsızlık yapmanın ne kadar kötü bir şey olduğundan değil de filancanın adam öldürmesinin, komşunun yaptığı zinanın, Ahmet Amca’nın aldığı alkolün gündemini yapıyoruz.


Suçları sebepler üzerinden değil de sonuçlar ve kimin yaptığı üzerinden değerlendiyoruz çoğu zaman.


Bunun en büyük sebebi kendi nefsimizi temize çıkarmak, toplum önünde kabul görmüşlük seviyemizi yükseltmek, onaylanma güdüsünü tatmin etmek belkide.

Mesela komşu Mualla’nın çok pasaklı olduğu hakkında konuşan iki kadın “o pasaklı çünkü ben temizim” demek ister satır aralarında. Komşu Mualla üzerinden kendi titizliğinin, kadınlığının, sorumluluk bilincinin sağlamasını yapar.

Ya da esnaf Mustafa’nın anne babasına bakmadığı ile alakalı konuşan onu ayıplayan iki adam, Mustafa üzerinden “ben hayırlı evladım” mesajı verir. Esnaf Mustafa üzerinden kendi insanlığının, adamlığının, merhametinin sağlamasını yapar.

Gıybet bu yüzden çok tatlıdır.

Çünkü, namuslu olduğunu anlatmak istiyorsan namussuz hakkında konuşmak gerekir, sözüne güvenilsin istiyorsan “filanca da ne kadar yalancı diye konuya girersin”. Ne kadar mükemmel bir anne olduğunu direk söyleyemiyorsan “filanca çocuğuna yemek bile yediremiyor öyle annelik mi olur” dersin kim bilecek.

Buradan şunu dediğim sonucu çıkmasın: “Hiç bir problemi konuşmayalım, hepsini halı altına süpürelim, görmezden gelelim” demiyorum.

Ben diyorum ki;

Çocuk eğitimi yerine filancanın anneliğini, toplumsal refahı nasıl artırabiliriz yerine hırsızlığı, ahlaksızlığın önüne geçmek için “neler yapılabilir” yerine komşunun kocaya kaçan kızını konuşmaya devam edersek, bu problemlerin hepsi katlanarak büyümeye devam edecek.

Ezgi Akgül

Konu ile yakından alakalı bir başka “Etkili İletişim: Hal Dilini Bilmiyoruz” yazısına da göz atabilirsiniz.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir