Cemil Meriç Kimdir?

Cemil Meriç Kimdir?

“Cemil Meriç Kimdir?” sorusuna cevap ararken en çok bu soruyu cevaplayanın yine Meriç’in kendisi olduğunu görüp tuhaf bulmuştum. Bütün kitaplarının satır aralarında subliminal olarak değil de direkt kendinden bahsetmesi başlarda beni rahatsız etse de, sonradan bu bahsetmelerin kendi ile yüzleşme olduğunu fark ettim. Satır aralarında bahsettiği kendine, yine kendi ayna tutuyor ve bundan gocunmuyordu. 

Bir yazarı tanımak için ne biyografinin ne otobiyografinin ne de kronolojinin yeteceğine inanmayanlardanım. Bir yazarı gerçekten tanımak için onun eserlerini satır satır paragraf paragraf okumak gerekir. 

Bu satırları okuyorsanız muhtemelen Cemil Meriç’i merak edip gelmiş olmalısınız, ancak sizi tatmin etmek açısından vaad edeceğim pek bir şey olmayacak üzgünüm. 

Belki bu yazı sizi Cemil Meriç hakkında doyurucu bilgiye ulaştırmaz belki sizi istediğiniz kadar tatmin etmez ama onu ve eserlerini merak etmenizi sağlayabilir. 

Cemil Meriç Kimdir Gerçekten? 

En popüler tabiri ile “Münzevi bir fikir işçisi” o. 

Jurnal’inde bu konu hakkında “Fransızlar’da ‘mezar taşları gibi yalan söylemek’ gibi bir tekerleme var. Kendi hayat hikayesini anlatmak da buna benzer.” diyor. 

Yine Jurnal’inde bir paragrafında “…Bu satırları kendimi tanımak için yazıyorum. Tanımak ve tanıtmak.

İnsanın kendini tanıması yetmez, başkalarına da tanıtması gerek.” der. 

Çocukluğundan çocukluk heyezanlarından gençlik hülyalarından uzun uzun bahseden Meriç, satır aralarında ruh dünyasından da ipucu veriyor. 

Mesela babasından bahsederken çeşitli sorunlardan dolayı hayata küsmüş bir yargıç diyor. Ancak bu durumu anlatırken de” Nekbet” kelimesini kullanıyor. Nekbet’in kelime manalarının arasında ‘şanssızlık’ da var. Bu da bize Meriç’in babasına ne kadar kızarsa kızsın onu anladığını da gösteriyor. 

Düşünce dünyasını inşa ettiği süreçlerden ve okuduğu kitaplardan bahsederken bir yerde Nazım Hikmet’ ten bahsediyor. “… 936’da ben çocuktum, o devdi. Nazım bir davanın kanatlarında yükseldi, şairi mitoslaştıran uğradığı zulümler oldu.” diyor. 

Sosyalizmi sevmediğinden bahseder uzun uzun ve lise yıllarında bir ara Türkçü olduğunu söyler. Hatta Yusuf Akçora’nın “Türk Yıllığı” kitabını okurken, Etüt hocasının nasıl kendine tokat attığını anlatır. 
“Türkçülüğümde teorikti, bedbaht bir nazireydi” derken insanların savundukları ideolojileri aslında benimsemediklerini sırf biraz yakın hissettikleri için o tarafta olduklarını nasıl kendi hayatında tecrübe ettiğinden bahseder. 

Cemil Meriç Kronolojisi

Babası Mahmut niyazi beyin yaklaşık doğumu 1877 yılına denk gelir. O sıralarda Yunanistan Osmanlı toprağıdır. Bütün ailesi Dimetoka’lı. Balkan harbi olunca yüreklerindeki yüzünü de yanlarına alıp 1912 yılında Hatay’a göç ederler. Büyük göçten tam dört yıl sonra da Hüseyin Cemil Hatay Reyhanlı’da dünyaya gelir. 

O dönem oralar Fransa mandası altında tabii. Hatay’ İn o zaman ki adı Bağımsız İskenderun Sancağı, yersen… 

Hüseyin Cemil ilkokulu bağımsız (!) bir sancakta bitirdiği zaman elindeki diplomada “Certificat d’etudes primaires” yazar.

İlk ergenliği ilk gençliği ilk aşkları ilk hasretlerini hep bağımsız (!) bir coğrafyada geçiren Hüseyin Cemil, üniversite için İstanbul yolunu tutar. 

İstanbul’a gelmesine gelir de üniversiteye giremez almazlar. O sıralarda Nazım Hikmet ve Kerim Sadi ile tanışır. Kendi imzasını kullanmadan onlar için iki kitabı Türkçe’ye çevirir. Gaston Jeze’nin maliye ile ilgili 400 sayfalık bir kitabı ile Stalin’in Pratik ve Teori kitabı. Emeğinin karşılığını emek savunucularından asla alamaz, bu da işin ayrı ironik tarafı… 

Sonra hep yoksulluklar, hayat mücadeleleri ile geçer zamanı. 

1939 yılında tutuklanır. Hakkındaki suçlama Hatay hükümetini devirmeye teşebbüs. Kendinin bile bilmediği suçundan idam ile yargılanır ama ne hikmetse idam ile yargılandığı davadan iki ay sonra beraat eder. 

1939’dan 1954 yılına kadar deli gibi okumaya deli gibi yazmaya deli gibi anlatmaya devam eden Cemil Meriç, 1954 yılının ilkbaharında gözlerini kaybeder. 

Bir gözünde retina çatlaması diğerinde de katarakt olur. Gözlerini tamamen kaybedince bir sürü ameliyat geçirir ama sonuç alınmaz. Yurtdışına gitmeye karar verir… 

1955 yılında deniz yoluyla Marsilya’ya oradan da trenle Paris’e geçer. Orada bir sürü ameliyat daha geçirir ama yüksek tansiyon ve kanama tedavi olmasına izin vermez o da İstanbul’a dönmeye ve hayatının sonuna kadar kör bir adam olarak yaşamaya devam eder. 

Vefat ettiği 1987 yılına kadar kalan ömrüne bir ömür daha sığdırır. 

Fransızca öğrenecekler için Fransızca dil grameri hazırlar. Jurnal yazmaya başlar, Hint Edebiyatı kitabını yayımlar. Işık doğudan gelir kitabını yazar. 

Yazar, okur, düşünür, yaşar… 

13 Haziran günü 71 yaşında bu hayata gözlerini kapar… 

Etiketler

2 YORUM

  1. “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir.”. En sevdiğim sözüdür Cemil Meriç’in, nur içinde yatsın.

  2. SALİH ERDOĞAN

    Risale-i Nur lari okuduktan sonra kendindeki değişimin borçlu olduğu said-i nursiyi gözden kaçirmişsin… O yüzden yıldızlardan biri boş kaldı ☺️

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot