Depresif Ve Mutsuz İnsanlar Olduk, Ama Neden?

Dünya denen yolculukta bir şekilde hepimiz yaşamak zorundayız. Sabah kalkıyoruz ve akşama kadar adına da “yaşamak” denen bir sürü mücadele veriyoruz.

Bazen bunca konfora rağmen atalarımızın bizden daha mutlu olduklarını düşünüyorum. 

Onların tek sorunu hayatta kalmak ya da barınmak gibi ihtiyaçlarıyken, modern dünyanın insanı olarak artık daha karmaşık sorunlarımız var. 

Mesela telefonlarımızı evden çıkarken şarj ederek çıkmamız, çantamıza şarj aletini de koymamız ve gün içinde mutlaka bir priz bulmamız gerekiyor. Bu en basit olan tek örnek… 

Onlar hayatta kalmalarını sağlayacak sıradan bilgiler ile yaşayıp ölürken; bizim Küçük Kaynarca Antlaşmasının maddelerini takılmadan sayabilmemiz, Goethe hakkında iki kelam edebilmemiz, İngiltere Fransa savaşları hakkında konuşurken küresel ısınmaya da çareler bulmamız isteniyor. Faust’un özünü kavrayıp, omurgasız hayvanlara da örnekler vermemiz bekleniyor. 

Durum böyle olunca da atalarımızdan daha fazla sorunumuz olduğunu söyleyebiliriz.

Milyonlarca sorunumuz, milyonlarca çaresiz dertlerimiz var.

Kullanılan antidepresan oranlarının her geçen yıl bir önceki yıla göre artıyor oluşu da bunun somut kanıtı sanırım. 

Kime sorsan yaşadığı hayattan memnun değil. Sorduğun kişinin çok zengin olması ya da çok güzel bir kadın olması ya da işinde çok başarılı bir adam olması fark etmiyor. Herkes olduğu yerde ve pozisyonda çok mutsuz. Bahsettiğim mutsuz olma hâli salt “çok sıkıldım ama yaa” şımarıklığı değil. İç huzursuzluğu ve kendini hep yetersiz hissetme halinin hiç bitmemesinden bahsediyorum.

Bildiğin depresif ve mutsuz olduk.

Kime baksanız yaşantısında birtakım değişiklikler yapmak istiyor ya da hayatını tümden çöpe atıp tamamen yeni bir başlangıç yapmanın hayalini kuruyor. Kimi, kötü alışkanlıklarından ölesiye bedbaht iken; kimi ise hayatının genelinden veya şu an olduğu kişiden memnun değil. Çünkü kimse kendini “yeterli” hissetmiyor.

Genel duruma baktığımız zaman kimsenin pek yaptığı bir şey de yok. Lafta kalan istekler, ertelenen yapılacaklar listesi, ve bir çok ertelenen şey sanki omuzlarımızda gezdirmek zorunda olduğumuz mecburi yüklerimiz adeta. 

Pazartesi kesin diyete başlıyoruzdur, o kitabı bu sefer bitiriyoruzdur, bu ay kesin az para harcıyoruzdur, yarın mutlaka o dolabı temizliyoruzdur ve yakında kesin sosyal medyadan gidiyoruzdur. 

Elde var sıfır… 

Nehrin karşısına geçmek için orada durup o suyun durmasını beklemek nasıl saçmaysa o an yapılmayan şeyi yapmak için doğru zamanı beklemek de o kadar saçma aslında. 

Bir de ilk adım olarak süper güçlerimizin olmadığını kabullenmemiz gerekiyor. Bununla ilgili “Kapitalizm Ve Kozmetik Firmalarının İstediği Kadın Modeli: Süper Güçlü” yazısına da göz atabilirsiniz.

Fosyoloji FaceBook / Ezgi Akgül