Dostoyevski Kimdir?

Dostoyevski Kimdir?

“Dostoyevski kimdir? “sorusunun cevabını isteyen “o bir edebiyat dehasıydı” şeklinde arzu eden de  “isyancı, maraz, herkese ve herşeye karşı tepkili, hasta ruhlu, kumarbaz” olarak verebilir. 

Dostoyevski’nin babası doktordur. Ailesini sıkı bir disiplin altında yöneten doktorun en büyük tutkusu da ne tuhaftır ama içki. Kocaman kızlarını asla sokağa yalnız başına göndermez, arkadaşlarına ya da komşularına gittikleri zaman mutlaka yanlarında olur. Dört oğluna ise ruh hastası bir çavuş sertliği ile davranır hasta herif. Öfkeli bir adamdır, doğal olarak bütün çocukları ondan çok korkar. Dostoyevski’nin babasının bir diğer özelliği de değişik bir çocuk eğitim anlayışının olmasıdır. Mesela Çocukları 18 yaşına gelene kadar asla cep harçlığı vermemiş. Fakat onları iyi okullarda okutmayı da ihmal etmemiş. 

1837 yılında Dostoyevski ve abisi mühendislik okuluna başvurur. Aynı sene de anneleri veremden ölür. Eşi ölen ve eşine tutkulu bir aşk ile bağlı olan doktor, artık iyice zıvanadan çıkar karısı ölünce. Alkolü de iyice abartan doktor artık mesleğini yerine getiremediği için topraklarına döner ve çiftçilik yapmaya başlar. Ruh hastası hali orada da devam eder kötü davrandığı hizmetçilerinden biri tarafından öldürülür.

Dostoyevski ve babasının arasındaki ilişki hep emir komuta zinciri şeklince ilerlediği için, içinden hep babasına karşı kin besler yazar. Erken çocukluk döneminde yaşadığı travmalar da göz önünde alındığı zaman Dostoyevski’nin babasının ölmesini hep arzulaması hatta bunu dile getiriyor olması bence garip değil.

Ama en çok kendi ile uğraşan insanlar sınıfından olan Dostoyevski, babasının ölümü karşısında suçluluk hissetmeye başlar. Ve sara nöbetleri geçirir. Sanki babasının ölmesini istediği için babası ölmüş gibi düşünmekten kendini alıkoyamaz.

Anne ve babasının trajik ölümleri ve yakalandığı sara hastalığına rağmen mühendislik okulunu başarı ile bitirir. Ama tamamen farklı bir alanda çalışmaya başlar herkesi şaşırtarak orduya gönüllü olarak katılır. 

Mühendislik gibi tamamen sayısal alanda eğitim alıp daha sonra askeriye gibi duygunun geri planda bırakıldığı bir alanda yıllarca çalışıp edebiyata merak salmak başlı başına bir ruh dengesizliğinin de işareti bana göre. Belki de insanın anlam arayışının hiç bitmiyor oluşu olabilir.

Edebiyat alanında yaptığı ilk iş Balzac’ın “Eugenie Grandet” kitabını Rusça’ya çevirmek olur. Ordudaki görevinden de ziyadesiyle bunalır. Hatta ağabeyine gönderdiği mektubun bir kısmında şunlar yazar: “askerlikten, patatesten nefret ettiğim kadar iğreniyorum.” Ertesi yılın sonunda artık sabrı tükenen Dostoyevski istifasını verir. 



İlk Romanını Yazar

Dostoyevski romanını o zamanın ünlü edebiyat dergilerinden birinde yayınlatmak ister. Fakat romanı içinde değişiklikler yapmadığı sürece yayınlamayı reddederler. O da istenilen değişiklikleri yapmak yerine çok delikanlı bir hareket ile eseri kendi parasıyla bastırmayı tercih eder. Ağabeyine yazdığı mektupta; “Roman gerçekten başarılı ise yalnız ziyan olmaktan kurtulmakla kalmayacak, ayrıca bana borçlarımı ödemem için gereken parayı da sağlayacak. Başarılı olamazsam, o zaman kendimi asabilirim…” der.

1846 yılında borç alarak bastırdığı “İnsancıklar” kitabı yayınlanır. Zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden birisi olan Biyelinski bu kitap için Dostoyevski’ye bir mektup gönderir. Mektupta: “Siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. Sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst davranın. Böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.”

Her şöhret belasına bulaşanlar için öngörülen son Dostoyevski’yi de bulur. Hayranlarına karşı çok küstahlaşan Dostoyevski şöhretini kısa sürede kaybeder. Şımardığı ve her kulağa ayrı yazı yazmaya başladığı için okunmaz olur. İnsanlar onu kibrinden dolayı protesto etmeye hatta onunla alay etmeye başlar. Okunmayınca ve kitapları da satmayınca borçları başına bela olur. Üstelik yeniden başarılı olacağı inancını da yitirmiştir.

Dostoyevski borçlarından kurtulmak için yönünü değiştirmeye karar verir. Dönemin Rusya’sında reform isteyen insanların arasına katılmaya karar verir. Çünkü ona göre reform hareketi kazanacak kendisi de önemli mevkilere mutlaka getirilecektir. Dönemin Rusya hükümeti artan olayları önlemek için fikir ve düşünce özgürlüğüne sansür getirir. Ama dostoyevski çoktan ateşli yazılar yazmış tarafını belli etmiştir. Bilmiyorum sonradan pişman oldu mu ki bence olmuştur. Yoksa kim yatağındayken 23 nisan 1849 yılında yakalanıp tutuklanıp, 22 Aralık’tada  kurşuna dizilmek üzere Semyonevski alanına götürülmek ister ki? Hele de yazarak savunduğun düşünceleri gerçekten savunmuyor sadece çıkar için bunu yapıyorsa?

İdam sehpasından son anda çıkan bir yasa ile kurtulan Dostoyevski, Omsk’a gönderilir. Burada 4 yıl boyunca çektiği korkunç acıları 1861 yılında yayınlanan “ölüler evinden anılar” adlı kitabında anlatır. Mahkûmiyetinden sonra bir ara sürgün olarak Semipalatinsk şehrine gönderilir. Cezası bittikten sonra biraz olsun toparlanabilmek için yeniden orduya ama bu defa er olarak katılır. Çünkü mahkum olmasından dolayı önceki rütbesini geri alır.

İlm-i Siyaseti yavaş yavaş öğrenen Dostoyevski, önce Yüzbaşı ile daha sonra da Sibirya Başsavcısı ile dostluk kurar. Sürgün hayatı da bu yüzden daha rahat geçer. Sürgündeyken – Ölü Evi’ni – yazmaya başlar. Dostoyevski’nin hayatında bu dönem tuhaf gelişmeler de yaşanmaya başlar. Rahata alışan yazarın biti kanlanır ve bir subayın karısı olan Maria Issayev’e âşık olur. Bu aşk tek taraflı olmaz tabi kadın da ona karşı boş değildir. 1957 yılına kadar gayr-i meşru devam eden bu ilişki, kadının kocasının ölmesi ile evlilik ile sonuçlanır.

1858’de sürgün dönemi sona erer ve başkente dönmesine izin verilir. “Ölüler Evinden Anılar” kitabını tamamladı fakat kitap olarak yayınlanmadan önce “Vremya” adlı dergide bölümler halinde yayınlanmaya başlar.

Sibirya’daki Tver şehrine dönüp bu durumu lehine çeviren Dostoyevski yurt dışına çıkma imkanı yakalar. 1862 yılında Paris, Londra ve Cenevre’ye daha sonra da 1863 yılında Roma’ya geçer. Ardından da Almanya ve Danimarka’yı dolaşır.

Kumar ve içki yüzünden sürekli para sıkıntısı çeken Dostoyevski karısı verem olunca ona yardımcı olmak için tekrar Rusya’ya döner. Hem karısına hem de karısının subaydan olan çocuğuna bakmak zorunda olan Dostoyevski edebiyattan kazandığı parayı ikiye katlamak için yeniden kumara başlar.



Karlar Bile Gökyüzü Kapkara olunca Beyaz Beyaz Yağmaya Başlar

1864 yılı Dostoyevski için hüzün yılı olur. Aynı yıl hem karısını hem tek sırdaşı olan ağabeyini hem de Vremya dergisinde birlikte çalıştığı meslektaşı Apollon Grigoriyev’i kaybeder. Kendini iyice bırakan Dostoyevski artık iyice kendini salar.

Ağabeyi Mihael ölürken arkasında ciddi borçlar bırakır. Dostoyevski’de hiçbir kanuni sorumluluğu olmamasına rağmen onun borçlarını da üstlenir. O borçları ödemeye çalışırken eski iş arkadaşlarından biri olan Pauline Suslov ile evliliğe yönelik bir ilişki yaşar ama onun tarafından da terk edilir.

Tam bir çöküş…

Bana göre asıl çıkışlar hep en kötü düşüşler ile başlar. Çalışmak için gittiği Almanya’nın Wiesbaden kentinde kariyerinin en güzel kitaplarından biri olan “Yeraltından Notlar” eserini yazar. Bu kitap eleştirmenlerin ciddi ilgisini çeker ve edebiyat yıldızı bu eser ile yeniden başlar.

Ünlü Suç ve Ceza adlı romanını 1866 yılında parça parça yayınlamaya başlar. O dönem psikanaliz Avrupa’da yeni yeni ünlendiği için yazdıkları bazı çevreler tarafından hazmedilemez. Eleştiriler arasında kaynayan bu yüzden de Dostoyevski’ye istediği parayı bir türlü getiremeyen Suç ve Ceza kitabını yarıda bırakır. Daha fazla para getirmesini umduğu “Kumarbaz” kitabına başlar.

Artık yazmak onun için bir tutkuya dönüşür. Gece gündüz yazan Dostoyevski bu dönemde ciddi görme bozuklukları çeker. Gözleri dışında sermayesi olmayan yazar, konuşmayı hızlı ve olduğu gibi yazabilen birini yani bir steno tutmak zorunda kalır.

Anna Dostoyevski

Bir Mucize Kadın: Anna Snitkin

Kendine steno olarak tuttuğu Anna Snitkin’e aşık olan Dostoyevski, hayatının en mutlu günlerini de bu mucize kadın ile geçirir.

1867 yılında evlenen çift 3-4 ay olarak planladıkları Avrupa balayı gezisini 4 yılda tamamlayarak Rusya’ya dönerler. Kadın Dostoyevski’ye o kadar aşıktır ki sırf o yazabilsin diye tüm sıkıntıları üstlenir.

Alacaklıları sıraya koyar o muhatap olur, para isteyen akrabaların önünü keser ona konfor adına ne varsa sağlar.

Bu mucize kadın sayesinde kendisine asıl ünü getiren üç önemli romanı da Avrupa’da yazar: Ecciniler, Ebedi Koca ve Budala.

Anna Dostoyevski sayesinde artık büyük borçları biter ve kendi sade hayatlarını sürdürebilecek bir paraya sahip olurlar. Yazar ilk defa mutlu ve huzurludur. Parayı düşünmeden ülkesi ve fikirleri için zaman ayıracak kadar da zihni boşalır. Daha çok düşünce dünyasına zaman ayırabildiği için de etrafına her geçen gün bir çok üniversiteli genç toplanır.



Entropi Kanunları


Hiç bir mutluluk sonsuz sürmez felsefesi devreye girer ve Dostoyevski’nin ağzının tadı bozulur. Sağlığı gittikçe kötüleşen Dostoyevski’nin küçükken yakalandığı sara nöbetleri de geri döner.

Yanında büyük destekçisi olan biricik eşi Anna ona bu dönemde de destek olur. İyice görmemeye başlayan gözleri ve sara nöbetlerine rağmen karısının desteği ile çok ünlü eseri “Karamazov Kardeşler” eserini bu zor döneminde yazar. Yıl 1879.

Aynı yılın sonunda “Russki Weistnik” dergisinde tefrika olarak yayınlanır Karamazov Kardeşler. 8 kasım 1880 yılında da romanın son bölümü yayınlanır ve o bölüm ile birlikte dergiye bir de mektup gönderir. Mektupun içinde: “İzninizle size elveda demek istemiyorum. Daha yirmi yıl yaşamak ve yazmak niyetindeyim” yazıyordu. Ölmek istemeyen insanların umudunu taşıyordu belkide.

Bu mektuptan yaklaşık bir yıl sonra 25 Ocak 1881 yılında yeniden hastalandı. Son hastalığına yakalanmadan bir gün önce kitaplarını yayınlayan yayınevinin sahibine şunu yazar; “Şimdi fena halde paraya ihtiyacım var. Lütfen bana 4 bin ruble gönderin.”

 Bir papaz başında dualar okur. Akşam saat 8 buçukta yaşama gözlerini yumar. Cenazesine yaklaşık 30 bin kişi katılır. İletişimin çok sınırlı olduğu o dönemi düşünürsek muazzam bir rakamdır.

Ölümünden sonra kitapları binlerce baskı yapar ve hayatını hep para sıkıntısıyla geçiren Dostoyevski, varislerine milyonlarca ruble kazandırır.

Dostoyevski’nin en ünlü eselerinden “Yeraltından Notlar” kitap yorumunu BURADAN ulaşabilirsiniz.

Ezgi Akgül


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön