Dostoyevski Yeraltından Notlar Özet

Dostoyevski / Yeraltından Notlar

Dostoyevski okumaya nereden başlasam diye düşünüyorsanız “aha tam buradan başlayabilirsiniz” diyebileceğim bir kitap Yeraltından Notlar.

“Adam yazmış aağğbi!” denilecek çok nadir eserlerinden birisi Dostoyevski’nin.

Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümü iki defa okuduktan sonra tam anlamıyla ne demek istediğini anladığımı itiraf etmeliyim. Keşke okumaya başlamadan önce biri bana “ikinci bölümü bitirmeden birinci bölümde ne dediğini anlamak için çok uğraşma” deseydi de ben de bu kadar yırtınmasaydım anlamaya çalışmak için.

Kısacası birinci bölümü çok dikkatli okuyun ama ilerleyişe çok kafa yormamaya çalışarak…

Kitabı okurken genelde “bu kitabı yazan adam normal bir adam olamaz” diye geçiriyorsunuz aklınızdan. Dostoyevski’nin entelektüel patlama yaşadığı adeta cinnet getirdiği bir kitaptır Yeraltından Notlar.


Yeraltından Notlar Ne Anlatıyor?


Varoluş sancıları ve burnu büyük egoları ile baş etmenin yolunu, zavallılık mertebesiyle kendini yüceltmekte bulan bir adamın, kendini toplumdan soyutlayarak yer altına hapsetmesini konu ediniyor kitap. Dostoyevski’nin muhteşem gözlem ve karakter analiz gücü, sıradan bir kahramanın sıra dışı yönlerini parlatarak rahatsız edici ve düşündürücü bir yapıt ortaya koyuyor. Dostoyevsky karakterine öylesine hakim ki, sanki onun ciğerleriyle nefes alıyor gibi hissediyorsunuz okumaya devam ettikçe.

“Hasta biriyim ben…” diye başladığı kitabı okurken insan olmaktan nefret etmeye başlıyorsunuz. 200 yıl önceki insanların bugünün insanı ile aynı duygu ve düşüncelerde, aynı çıkmaz sokaklarda dolaştığına şahit oldukça daha da hayretiniz artıyor.

“Farkındalık hastalıktır” diyerek 200 yıl önceden günümüz insanının acıyan yanlarını mutluluğun aslında cehalette olduğunu çok etkili bir şekilde anlatmış.

“Aydın insanlar” diye tasvir ettiğimiz genelde okuyan yazan düşünen kesimin tüm kusurlarını, daha doğrusu taktıkları maskeleri tüm çıplaklığı ile yer altından haykırmış hissi uyanıyor kitabı bitirdiğiniz zaman.

Kitap ve konusu 21. yüzyıl dünyasında çok önemli bir yazar tarafından yazılsaydı vasat kabul edilebilirdi. Zaten Dostoyevski’yi bir deha yapan sır da buradan başlıyor. Adam 1800’lerin ortasından gelmiş ve gelecek insanların tüm buhranlarını görmüş ve anlatabilmiş. Hem de bunu büyük hastalıkların kaçışların yoksulluğun pençesinde kıvrılan 1800’lerin Rusya’sından yapabilmiş.

Mesela şurada: “Çünkü biz hayatla bağlantımızı kaybetmiş insanlarız, hepimiz sakatız, hepimiz, bağlantılarımız o kadar kopuk ki “gerçek hayata” karşı tam bir tiksinti duyuyoruz. Bu yüzden de bize bunu hatırlatan insanlara kızıyoruz. O kadar ileri gittik ki “gerçek hayata” bir yük olarak bakıyor ve kitaplarda bulduğumuz yaşamın daha iyi olduğuna inanıyoruz. ” derken, sanki 200 yıl öncesinin Rusya’sından değil de 21. yy Türkiye’sinden bahsediyor gibi.

Karakterin asosyalliği, bazen misantropist yaklaşımları, geçmiş takıntı ve hesapları, sonra böcek kadar değer görmediğini bile bile sosyal ortamlara zorla girip küçük düşmesi, bunu okurken fazla empati kurunca içe oturan utanma hissi vb. düşününce ve yarattığı hissiyat düşünülünce ne kadar güçlü bir eser olduğu daha iyi anlaşılır.

  • Dostoyevski’nin kısaca hayatı için ŞURAYA bakabilirsiniz.

Yeraltından Notlar Kitabında En Etkilendiğim Sözler


“Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.”

“Dünya mı yıkılsın yoksa bir bardak çay mı içersin?” deseler…
“Ben çayımı içtikten sonra dünyanın canı cehenneme” derdim.

“Duvarı yıkacak gücüm yoksa, onu yıkmak için kendimi paralayacak halim yok tabii ki, fakat önümde duvar var diye ona boyun eğecek de değilim.”

“Ben kötü bir insan değildim. Ne aksi bir adamım,ne de uysal biriyim. Ne alçağın biriyim ne de namuslu ne onurlu biriyim ne bir kahramanım ne de bir korkak. Ben hiçbir şey olamadım.”

“Hayatım boyunca şöyle bir kaç kişinin suratına tokat atmadığıma da çok üzgünüm.”

“En usta kan akıtıcıların, en uygar insanlar olduğuna dikkat ettiniz mi hiç?”

“Dostlara bile açılamayacak, insanın kendine saklayacağı sırlar da bulunur.”

“Yemin ederim size baylar, fazla bilinçli olmak bir hastalıktır. Gerçek, tam bir hastalıktır.”

“Yemin ederim size baylar, fazla bilinçli olmak bir hastalıktır. Gerçek, tam bir hastalıktır.”

“Nihayet şuna geliyoruz baylar: En iyisi hiçbir şey yapmamak! Bilinçli tembellik hepsinden iyi! Onun için yaşasın yeraltı!”

“Ama burada gereksiz bir soru soruyordum kendime: “Hangisi daha iyidir,kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acılar mı? Evet,hangisi daha iyidir?”

“Fakat buna da alışıyordum yavaş yavaş. Zaten ben her şeye alışırım; daha doğrusu boyun eğer, sesimi çıkarmadan katlanırım. Neyse ki her şeyi hoş görmemi sağlayan bir çıkış yolum vardı: Hayalimde de olsa güzel ve yüce şeylere sığınmak! köşeme çekilir, üst üste üç ay, delicesine hayal kurardım… “

“Karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam. “

“Ama insanoğlu aptal olmasa bile dehşetli nankördür. Nankörün nankörüdür. Hatta bana göre en uygunu, insan iki ayaklı nankör bir mahluktur. “

“İki kere iki dördün mükemmelliğine inanıyorum; fakat ondan daha üstün olduğuna inandığım şey, iki kere ikinin beş etmesidir. “

“Uzaktayken hayran olduğunuz biriyle sakın tanışmayın.
Ya eliniz boş kalır ya kalbiniz.”

“İnsanlar mutsuz oldukları zaman daha çok hata yaparlar. “

“Ben, hasta bir insanım…. İçi hınç dolu, berbat bir insanım.”

“Bana ne matematikten?”

“Her şey birdenbire kolayca saldırmak için fırsat kolluyormuş gibi kafama hücum ediverdi.”

“Birini sevdiğin zaman mutlu olmak o kadar önemli olmaz.”

“Acı çeken insan inlemekten büyük zevk duyar; eğer duymasaydı, inlemesini rahatlıkla durdurabilirdi.”

Bir başka tavsiye ettiğim kitap “Ahmet Hamdi Tanpınar: Saatleri Ayarlama Enstitüsü” yazısına da göz atabilirsiniz.

Ezgi Akgül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön