Düğün Daha Çok Düğün Daha Fazla Düğün

Merhaba sevgili erkekler, kadın hakkı savunursa kız düşer zanneden Meriçler, hayatında gördüğü tek dişi sanki kasap reyonunda gördüğü piliçmiş gibi davranan abazalar!.. Ne oldu yoksa bu düğün maliyetleri niye bu kadar arttı diye ağlaşıyor musunuz?

Biliyorum, hepiniz canınız kadar sevdiğiniz annişkolarınızın yıllarca beyninizi yıkadığı “kadınlar kutsaldır, kadınlar annedir, kadınlar melektir” yalanı ile zehirlenmiş kurbanlarsınız.

Nefes alan her canlıya yürüdüğünüz hatta listeye eşeği, park bankını, logar kapağını bile aldığınızdan beri Türk kızları kendini dünyanın en değerli şeyi zannediyor. Değerli şeyler pahalıdır kusura bakmayın. Sizin yüzünüzden sarışın dişi eşeği Türkiye’ye getirsen sonra çarşıda yürütsen, şuuru olmamasına rağmen abazatian salyalıları yüzünden kendini Prag soylusu zanneder. Türk kızından kendini ne zannetmesini bekliyorsunuz anlamıyorum?

Nefes almasının bile kendini prenses hissetmesi için yeterli olduğunu düşündüğü ortamda, “Getirin” “götürün” “bana şunu alın” “gezdirin” “beni sevin” “sıkıldım gidin” “bana ilgi gösterin” “beni yalnız bırakın” “dünya bugün doğudan batsın” “beni tekrar sevin” “tamam şimdi tekrar gidin” “seni sevdim gel” “ay yine sıkıldım git” gibi gibi birçok isteğinin anında olmasını bekleyen kızlarımızı neden hor görüp ponçik kalplerini kırıyorsunuz?

Durumdan şikayetçiyseniz, suratına bir ton boya sürüp “iki boya sürüp salak erkekleri güzel olduğuma inandırıyorum,” sanrısına kapılan prensesleri satın almak için analarınıza babalarınıza koşup “baba bana bu kızı al, bize düğün yap, bize ev al, bize araba al, bana iş kur, ben bu kızı istiyorum çünkü squat yapıyor babaaağğ” diye ailelerinizi darlamayacaksınız.

Hem vitrine yatırım yapıp hem içeride neden mal yok diye söyleniyorsunuz, ağlamayın!



Merhaba sevgili kadınlar


Dünya kendi etrafında dönüyor zannedenlerim, cinselliğini silah gibi kullanıp istediği her şeyi yaptıran zeka küplerim.

Bazen Bağcılar Kontluğu’nda ilan ettiğiniz saltanatınıza kıskançlık ile bakmıyor değilim. Aynı zamanda her şeyi isteyip, hiçbir şeyi beğenmeme gibi huylarınızın nasıl sürekliliğini sağlıyorsunuz onu da merak ediyorum. İkna kabiliyetinize ayrıca hayranım. “ayyy darısı başımaaaa : )” “ayy sıra bana geliyorrr!” diye verdiğiniz coşkuyu da gözlerim kanlı izliyorum.

Ama anlamadığım ve yadırgadığım hatta merak ettiğim bir şey var.

Gerçekten mutlu musunuz?

“Bin biş yişindin biri diğinimi vi gilinliğimi hiyil idiyiiiiiriiiiim.” diye başladığınız bu hayat yolunda her şey gerçekten beş yaşından beri hayal ettiğiniz gibi mi?

Pembenin her tonunun gözleri kanatır biçimde evin her tarafına serpiştirildiği, bir bardak çayla bir bisküviyi sırf İnstagram’a, Facebook’a koyacaksın diye 856 dekorasyon-sunum eşyasıyla süslendiği, masal evlerinizin yüksek giriş 2+1 olması absürtlüğü hiç kafanızı karıştırmıyor mu?

5 yaşında zihninize gönderilmiş prenses masallarını hayal ede ede büyüyorsunuz, zihninize gönderilen renk kodlarıyla karakterinizi, hayatınızı kurguluyorsunuz bunu bile anlamaya çalışıyorum.

Ama yaşamınızı ve gerçeği sorgulama yeteneğiniz sıfırken, dünyayı analiz edip kendinize dış etkilerden arınmış, başkalarının kontrolünde olmayan bir mutluluk yaratabilme beceriniz yokken, toplum size mutlusun demeden mutlu olamıyorken, kendi başınıza düşünmek, kendi değerlerinizi yaratmak, kendi mutluluğunuzu inşa edebilmek gibi yetilerinizi sıfırlamışken, şu durumda nasıl bir gelecek kendinize ve ailenize tanzim etmek istiyorsunuz işte onu hiç anlayamıyorum.

Biliyorum, hepiniz İnstagram’da peri masalı gibi düğün yapan beyaz gelinlikli kızları görüp görüp ağlıyorsunuz, gelinlikler, düğünler, yüzükler, beyaz at niyetine beyaz lüks cipli prenslerin kapınıza gelip sizi alarak saray düğününe götürdüğü, komşularınızın, akrabalarınızın, aradaşlarınızın size hayranlıkla bakıp kıskançlıktan tırnaklarını yediği prenses masalları aklınızdan çıkmıyor.

Ama maalesef “kızı gelinken, gelini doğurunca göreceksin” gibi çok nefis bir atasözümüz var. Bunu es geçiyorsunuz.

Yaşadığınız hayatlar, kurduğunuz hayaller, hedefleriniz, algılarınız, dürtüleriniz ağır ruh hastalığı yaşadığınızın kanıtı aslında. Beyni yıkanmış ve sorgusuz sualsiz tüketim yapan kerizler olmak için büyütülmüş, hayatları harcanmış ve yeni kurbanlar üretin diye evlendirilen seçilmiş mazlumlarsınız.


Merhaba sevgili aileler, “ne derler lobisi”, “filancayı gördün mü” tarikatı üyeleri!..


Gelenek görenek ama olmalı diye direttiğiniz şeylerin her gün arttığını fark ettiniz mi? Eskiden bohçaya örüp koyduğunuz yün çorapların yerini Pierre Carden çoraplar aldığından beri masraflarınız arttı mı? Kıyamam…

O tuzlu kahve içilecek diye yola çıktığınız gelenek fetişistliğinizin sonunda 500 liraya yaptırılan çikolatalara kadar gittiğini görmeyip “çok masraf oldu” diye üzülüyor musunuz? İyi üzülün bir şey olmaz hiç acımıyorum.

“Bizim kızımız bizim haberimiz dahilinde, namusuyla evlendi, adamın birine kaçmadı, kızımızı başka adamın evinde görünce arkasından konuşmayın, ayrıca evliliğe destek olmak için takacağınız takı, para mara varsa, gelin takın, hediyelerini verin,” mesajını vermek için genelde köy meydanında yapılan eski ve güzel bir geleneği hangi ara damat yolma ritüeline getirdiğinizi hiç düşündünüz mü?

Gençlerin önüne olmazsa olmaz diye çıkarttığınız her ritüelin, onların boşanmaları yolunda attığınız adım olduğunu görmüyor musunuz? Kimsenin bu saçmalıkları yaşamamak için evlenmek istemediğini, ahlaksızlığın sırf siz gelen çiçek orkide değil diye burun kıvırdığınız için arttığını ne zaman fark edeceksiniz?


Merhaba Sayın Maliye, Ticaret ve Aile Bakanlarım


Ülke ekonomisi canlansın, çiftlerin boşanmasının önü alınsın, devlete de ek gelir kapısı aralansın mı istiyorsunuz?

Düğünleri yasaklayın efendim!

Evet yarından itibaren bütün düğün salonlarına devlet tarafından el konulup başka amaçlar için kullanılsın. Çıkıntılık yapan, duruma itiraz eden, düğün yapmak isteyen kız ve anneleri ibreti alem için ülkenin tüm camlarını yağmur yağarken silsin.

Üstelik sadece tasarruf açısından değil, yeni evli çiftlerin hayata borçlu başlaması da önlenmiş olur ve borçsuz, birikimli bireylerin ekonomide daha etkin hamleler yapacağı, daha güçlü girişimlerin oluşacağı güzel bir ülkemiz olur fena mı?

Düğün düğün diye kendini parçalayan kadınlar yüzünden borç yapmadan evlenebilen tek tük kişi var. Bütün enerji, gençlik faiz ödemeye gidiyor. Ülke kaynakları hatunun biri bileziğini şıngırtabilsin, gösteriş yapabilsin, topuzunun simi kıvamlı olsun diye yok ediliyor.

Sonra sen eti 10 liraya değil 70 liraya yiyorsun. Çünkü basit bir ilçede köyde bile artık düğünler normalden fazla maliyetli oluyor. Elalem ne der filanca şöyle yapmış lobisi yüzünden köylü bir inek daha alıp ekonomiye katkı sağlayacakken bir inek satıp pırlanta baronlarını altın tüccarlarını zengin ediyor.

Saman fiyatları stoklanınca devlet stokçunun belini kırmak için yurt dışından saman ithal etmişti. Aynı yöntem kezopatra stoğunu eritmek için de kullanılabilir.

Getireceksin Rusya’dan, Ukrayna’dan dört tır trip bilmeyen kendini dünyanın en önemli varlığı zannedip hayatı herkese zindan etmeyen kadın. Dökeceksin meydana “ihtiyacı olan alsın, ezmeyin birbirinizi evladım herkese yetecek kadar var” diyeceksin.

Bir nevi tanzim satış!

Tahtının sallandığını gören taife-i nisa nasıl kendine çeki düzen veriyor, nasıl herkes rahatlıyor görün.

Erkeklere de lütfen düşünmenin apış arası ile değil beyin ile mümkün olan bir olgu olduğunu, mutluluğun ve huzurun büyük kalçalı kadınlardan değil zeki/ahlaklı kadınlardan geçtiğini, erkek diye her ahlaksızlığı yapma hakkının olmadığını anlatan seminerler verin.

Plan tutmazsa hiç birinizi tanımam.

Ezgi Akgül

Benzer bir eleştiri olan “Kına Gecesi Ve Olmamışlıklarımız” yazısına da bakmanızı tavsiye ederim.


One Pingback

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir