Esame Defteri Soldan Verilenler

Esame Defteri Soldan Verilenler

Osmanlı zamanında yeniçerilerin bütün hayat haklarının olduğu bir defter tutulurmuş. Adı: “Esame Defteri.” Mal varlığı, çocukları, eşi, başarıları ne yaptıysa yani bu hayata ne kattıysa hepsi bu defterde kayıt altına alınırmış. Yeniçerilerin evlenmediği itirazı gelebilir hemen. Ancak 16. yüzyıldan sonra yeniçerilerin evlendiği hatta evlerini idare edebilmek için ek iş bile yaptıkları tarih kitaplarında yazar. Bunu da ek bilgi olarak şuraya iliştireyim. Hassasiyet budalalarına lazım olursa gelip alsınlar diye.

“Esame” Arapça bir kelime, Türkçe karşılığı “isimler” demek.

İsyan eden, hainlik yapan ya da herhangi eski bir suça karışan yeniçeriler idam edildikten sonra eğer ailesi fakirse ölen yeniçerinin bütün isim hakkını satılığa çıkarırlarmış. “Nasıl oluyor ya hu?” demeyin o zamanlar oluyormuş işte. Daha 20 yıl önceye kadar insanların birbirlerinin sağlık karneleri ile ameliyat olabildiklerini düşünürsek her şey mümkün gibi görünüyor o dönemlerde.

Genelde devletten kaçan ve yeni bir hayat isteyen kanun kaçakları bu isim haklarını satın alırlar, aldıkları isim hakkı ile sıfırdan bir hayat kurarlarmış kendilerine. İsim hakkı satılan yeniçerinin artık bu hayatta hiçbir şeyi kalmadığı için de “esamesi bile okunmuyor” derlermiş arkasından. İşte o ünlü söz buradan geliyor. Bazen yeniçerinin eşi bile sözleşme gereği karşı tarafa geçermiş. Durum aslında çok trajik…

Evine, işine, eşine, tarlasına, bağına, bahçesine yaşadığı ne varsa kısaca bütün esamesine el koyduğu hayatı yaşamaya başlayan kanun kaçağı da bir müddet sonra gerçekten idam edilen yeniçeri gibi davranmaya başlar, üstlendiği rol üzerine yapışır, kendi yaşadığı eski hayatı unutmaya başlarmış.

Sanki artık çok şey mi değişti? O zaman bunu yapan insanların sıfırdan bir hayata başlama mecburiyeti ya da parasal sıkıntıları varmış ama modern çağ insanı bunu yapmaya dünden gönüllü. Herkesin olmak istediği bir hayat, yalancı gülüşleri, abartılı acıları, timsah gözyaşları var. Herkes birbirinden hayat hikayesi devşiriyor sanki. Bir ödünçlük hayatlar alıyoruz, bir fincanlık hikayeler istiyoruz birbirimizden.

Özellikle Sosyal Medya’da herkes mükemmel anne, en delikanlı adam, en sadık sevgili, en namuslu kadın, en riyasız arkadaş maskesini takıyor.

Olmak istedikleri hayatları kurgulayıp üzerine bolca neşe serperek servis ediyorlar yeni hayatlarını. Herkes o kadar mutlu, o kadar neşeli, o kadar mükemmel ailelere ve öyle düzgün çocuklara sahipler ki. Her gün başka mekânda yemek yiyor, her gün başka yerde geziyor, hepsi arkadaşlarını çok seviyor, hepsi ailesinin biriciği oluyor. En mükemmel sofraları onlar kuruyor en iyi yerlerden onlar giyiniyor en dini bütün en içli onlar oluyorlar.  Asla dedikodu yapmıyor asla kötülük düşünmüyor asla küfür etmiyor dünyanın en pozitif insanı gibi davranıyorlar. Ya da tam tersi en bıçkın delikanlılar, en maço adamlar, en yumruğu masaya vurunca masa tepesine geçenler de onlar.

Böyle olunca da zaman içinde “Öz’ler” kayboluyor, benliklerimizin de esamesi bile okunmuyor.

 Yazık oluyor bize, gerçekten…

Mevzu ile alakalı bir başka yazı Abicim Sar Bana Oradan Yarım Kilo Mutluluk! da okunabilir.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Etiketler

1 YORUM

  1. Boran KARADENİZ

    Çok güzel bir yazı olmuş, tek solukta okudum o kadar haklısınız ki diyecek pek bir şey yok.

    Böyle yazılarınızın gelmesini bekliyorum. Siteyi yer imlerine ekledim.

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot