“Şişmansın, Tembelsin, Cahilsin!” Etiketleme Nedir?

“Şişmansın, Tembelsin, Cahilsin!” Etiketleme Nedir?

Toplumun insanları kategorilere ayırmasının ve insanların etiketlenmesinin insanın özel hayatı üzerinde nasıl etki yaptığını görmek isteyen bilim adamları, bunu lise öğrencileriyle denemeye karar verirler. Etiketleme deneyi için hepsi aynı yaşta, benzer yaşam şartlarına ve hemen hemen aynı ders notlarına sahip öğrenciler seçilir.

Öğrenciler İki gruba ayrılırlar.

Birinci gruba “Mavi Kuşlar” adı verilir ve onlara: “Siz çok akıllı çocuklarsınız diğer çocuklardan farklı ve istisnasınız, bu yüzden de başarı için çok şey yapmanıza gerek yok, sınava hazırlanma sürecinde size destek olacağız, azıcık takviye ile üniversite sınavında başarılı olacaksınız” denir.

Diğer gruba da “Sarı Kuşlar” adı verilir. Bu grup zekâ ve yaş ortalaması ile diğer gruptan farklı olmamalarına rağmen bunlara da: “Siz diğer gruptan bir tık aşağıdasınız. Size daha fazla zaman ayıracağız; ama yapacak çok şey de yok, onlar sizden daha akıllı; ama çabalayacağız” denilir.

Artık böyle acımasız deneylerin yapılması yasak bu konuda şanslıyız. Ancak deney sonucunda bilim adamların istedikleri verilere ulaşır ve yıl sonunda tahmin edilen olur.

Tembellik ve geri zekâlılık ile etiketlenen grup sınavda başarısız olur. Hatta sınavdan sonra da izlenen öğrenciler hayatları boyunca “siz geri zekalısınız ne yapsak olmaz olsa da zor olur” etiketine maruz kaldıkları o günleri hayatlarına yansıtırlar. Başarısız evlilikler, madde kullanımı, depresif reaksiyonlar.

Birbirine tamamen paralel hayatlar yaşayan bu öğrencelere sadece “sen busun” demenin hayatlarını nasıl altüst ettiğini görmek, insan acizliği noktasında çok dramatik bana göre.

Etiketleme Bizi Nasıl Etkiler?

Kendi hayatlarımıza baktığımız zaman üzerimize yapıştırılan etiketlerin ne kadar etkilediğini yine kendi yaşamlarımızı görebiliriz. İster dış dünya yapmış olsun bunu, isterseniz siz yapmış olun etiketleme üzerinden bize biçilmiş değerler ile yaşıyoruz hayatlarımızı. Bu etiketlerin çoğunun farkında bile değiliz. Etiketler kurgusal benliklerimizi dizayn eden tuğlalar olduğu için de bazen bilerek bazen istemeden aynı deneydeki çocuklar gibi dış etkenlerin oyuncağı oluyoruz.

Hele bir de insanların gözlerinin içine bakarak sizi tarif etmelerini bekleyecek kadar onların etiketlerine muhtaç iseniz ve bu muhtaçlığı da belli ediyorsanız, koyun olmaktan öteye gidemiyorsunuz. Duyduğunuz ‘Siz’ tarifleri üzerinden de kendinizi yargılıyorsanız geçmiş olsun, kalıcı etiketleriniz olmuş demektir.

“Ehe ehe söylesene neden ben ehe?” diye gözlerinizi parlatarak sorduğunuz soru karşısında aldığınız cevap ile kendi hayatınızı dizayn ediyorsanız, yapay sınırların tellerini elleriniz ile inşa etmişsiniz demektir. Etiketler sevimsiz, samimiyetsiz ve basma kalıp tariflerdir ve gerçek kişiliğinizi her zaman gölgelerler.

Ve yine maalesef bizler etiketler ile yaşamayı daha konforlu buluruz. Kendi öz benliğimizi aramak, kim olduğumuza karar vermek gibi zor bir sürecin altına girmektense, başkalarının “sen busun” diye sırtımıza yapıştırdığı etiketler ile yaşamı devam ettirmek her ne kadar zor olsa da zihnen daha kolaydır.

Etiketler çocukluktan itibaren hayatı yorumlama biçimlerimiz ile oluşuyor. Mesela kardeşlerinizden biri sizden daha başarılı notlar alıyorsa adınız “zeki; ama çalışmıyor” oluyor. Ömür boyu kendinizi, istese her şeyi yapabilecek; ama tembel olarak tanımlıyorsunuz.

Bu sadece bir etiket olarak kalmıyor tabi, bu suçlayıcı ve cezalandırıcı bir şeydir ve ömür boyu bununla yaşamaya çalışırsınız. “Zekiyim; ama bunu kullanamayacak kadar tembelim” etiketini boynunuzda bir yük olarak asmışlardır ve bütün başarısızlıklarınızın bahanesi de hazırdır bu yüzden.

Kabullenilmiş yenilgiler yüzünden yeni girişimler de yapamazsınız. Üzerinize yapıştırdığınız ve toplumun yapıştırdığı her etiket pranga gibi ilerlemenize de izin vermiyor. Başarısızlık dejavuları yaşıyorsunuz.

İnsan Kendini Etiketler Mi?

Etiketleme çoğu zaman dış etkenler ile olmuyor. Mesela çoğu insanın kendini ‘hasta’ etiketi ile etiketlediğini fark ettim. Sizin de çevrenizde mutlaka devamlı hasta olan insanlar vardır. Hani hiç iyileşmeyen; ama tam olarak ne derdi olduğunu da bilmediğimiz, yanında eczane poşeti ile gezenlerden bahsediyorum.

Bizim apartmanda bir Zühre teyzemiz var mesela buna örnek. Eşi vefat etmiş, genç yaşta dul kalmış 6 çocuklu bir kadıncağız. Evet, yaşlılığın getirdiği hastalıkları zaman zaman artıyor, evet çok sıkıntılar görmüş bu hayatta, evet yaptığı şeyi de bir yere kadar makul görebiliyorum; ama Zühre teyzenin sadece hastalıklarından ve acılarından bahsederken zevk aldığı gerçeği de değişmiyor.

Başlarda Zühre teyzenin bu hallerine çok üzülür saatlerce onu dinler ve teselli ederdim. Derdini anlatırken yavru kedi gibi narinleşmesi içimi acıtırdı. Ancak ne zaman ev süpürülecek olsa, perdeler yıkanacak olsa, kışlıklar kaldırılacak ütüler bitirilecek olsa bize geldiğini ve hayat hikayesini baştan sona kadar anlattığını ve sohbetin sonunda da yapılacaklar listesini elime tutuşturduğunu fark etmem ile kullanıldığımı anlamam uzun sürmedi.

Zühre teyze iki evi olan, kocasından kalan emekli aylığı ile çok masrafı olmayan, evde bakması gereken küçük çocuğu olmayan; ama birazcık da cimri bir teyzemizdir. İstese günlük işlerini yapabilecek bir kadın tutabilir ya da ayda bir, kendisine yardımcı olacak biri ile anlaşabilirdi.

Hastalığını kartvizit gibi yakasına takmış ve ihtiyaçlarını o kartvizit ile halletme yolunu bulmuştu. Evet gerçekten hastaydı, evet gerçekten yalnızdı; ama “ben hastayım” etiketi onun kurtarıcısı olmuş, o da kurtarıcısına sahip çıkıyor, onu nasıl kullanacağını çok iyi biliyordu.

Bunu gerçekten hasta oldukları için yapmazlar, hasta olarak kendilerini etiketledikleri zaman daha çok kazanım elde ettikleri için yapar bu tip insanlar. İster gerçekten hasta olsun bu insanlar ya da hastalık hastası diye tabir ettiğimiz zümreden olsunlar, “hastayım ben” etiketini adeta yaka kartı gibi ceplerinin üzerinde taşıyorlar. Bu kartı gören herkes onlara nasıl davranmaları gerektiğini anlıyor.

Kendini hasta olarak etiketleyen bu insanlar genelde hastalıkları ile gurur duyuyorlar. Hele ki hastalıkları çaresiz ve tedavi edilemez ise. Genelde satır aralarında da “Ben çok hastayım isterseniz en baştan kullandığım ilaçları tek tek size gösterebilir ve içeriklerine bakabiliriz. Ancak bundan sonra bana saygı duyacak, etrafımda dönecek, işlerimi halledecek; ama lütfen benden bir şeyler yapmamı beklemeyeceksiniz” gibi şeyler ima ederler.

Pek çok insan için öğrenci olmak, kadın olmak, genç olmak, hasta olmak toplumun onlardan beklediği görevleri yapmamak adına aldıkları molalar gibi görünüyor. Bunun konforunu keşfedenler de sonsuza kadar bu konforu ellerinde tutmak için ne varsa yapıyorlar.

Ancak bir etiketin gölgesinde bilerek ya da bilmeden, toplum tarafından ya da siz tarafından yapıştırılmış olsun yaşamaya çalışmak yorucudur. Ve sizi yoran şeyler somut değilse genellikle bu çok üzücüdür.

Etiketlenme ve Çaresi

Tembel olduğunuza bir şekilde inandırılmışsanız, bunu değiştirmek için harekete geçemezsiniz; çünkü tembel olduğunuza inandırılmışsınızdır.

Yeni bir iş kurmak için cesaret edemezsiniz; çünkü daha önce bir defa başarısız olmuş “kaybeden” olarak etiketlenmiş yine kaybetmekten korkar hale gelmişsinizdir.

“Çirkin ve şişko” olarak etiketlendiyseniz, kafanızda hep çirkin ve şişko olduğunuz etiketi döner, kendinize olan güveniniz zedelenir, daha fazla kilo alırsınız.

Bu kısır döngüler atlı karınca ile yol almaya benzer. Aynı yerde döner durur, hayatınızı da tıpkı söyledikleri gibi çirkin, şişko, kaybeden, başarısız, tembel, aptal olarak sürdürürsünüz.

Şuna karar vermeniz gerekiyor: “Mavi Kuş” olarak mı ölmek istiyorsunuz; yoksa “Sarı Kuş” olarak mı? Mutsuz ve yorgun olarak mı hayat yolculuğunu bitirmek istiyorsunuz; yoksa mutlu ve tatmin olarak mı? Kararınızı verdikten sonra hayatınızı ve sizin üzerinizden yapılan tanımlamaları sıfırlar ancak o zaman kendi hayat defterinizi yeniden yazmaya yine kendiniz başlayabilirsiniz.

İşte o “Vay be adama bak nasıl başarmış küllerinden doğmuş resmen” dediğimiz hayat hikayeleri de hep kendi hayat defterlerini kendi yazanların hikayeleridir. Özlerine olan güvenleri, hayata karşı pozitif duruşları, kimseye eyvallahları olmayışları ile bizleri büyüleyen bu insanlardan biri neden biz olmayalım? Üstelik bir tanecik ve bir kerecik yaşam hakkımız varken?

Neden başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü omuzlarımızda yük gibi gezdirelim ki? Hem de büyük bir heves ve gayret ile…

Aktif bir sosyal medya kullanıcısı iseniz üstüne bir de 21. Yüzyılda yaşıyorsanız “Hastag” kelimesi ile karşılaşmamış olmanız imkânsız. Hastag kelimesinin Türkçe karşılığı “Etiketleme” demek ve şu “#” işaret ile tanımlanıyor.

Normal sıradan yaşamımızda o kadar etikete maruz kalıyoruz ki bir de bu etiket savaşlarımıza Sosyal medyayı da ekledik hepimize hayırlı olsun.

“#mutluyum, #evliyim, #eçünküçocukluyum” yazmadan mutlu olduğumuza kendimizin bile inanmadığı karmaşık duygu durumları yaşıyoruz. İnsanlar etiketlerimizi görmez ve onaylamazsa ya da sosyal medya tabiri ile etkileşim alamazsak #mutluyum etiketi kocaman bir mutsuzluğa bile dönüşebiliyor bu yüzden.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Etiketler

2 YORUM

  1. Ben, sosyal medya kullanmıyorum, yani pasif kullanıcıyım oyüzden beni kimse etiketleyemez, takdirde beklemiyorum, kendini zayıf, hep birilerine muhtaç yada kurnaz hissedenlerden uzak dururum, hayır demeyi bilirim.
    Yazılarınız her zamanki gibi muhteşem, kolay gelsin.

  2. Nizamettin Gümüş

    En son 28 Eylül 2019 tarihinde uğramışım buraya. Neredeyse bir sene olacak. Zaman ne çabuk geçiyor..

    Yazı çok güzel ve uzun. Uzun yazıları okumayı seven biri olarak ne anlatmak istediğini tam olarak anladığımı belirteyim.

    İnsanlar özellikle de ülkemizdeki insanlar etiketlemeye çok yoğun olarak maruz kalıyor ve etkileniyor. Birçoğu hayatına etiketlerin gölgesinde devam ediyor.

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot