Evlilikte Sorunlar / Gol Atmaya Çalışmak

Evlilikte Sorunlar / Gol Atmaya Çalışmak

Bazen denk geliyorum adam kadına “bizimki de ayı gibi oldu” diyor toplum içinde, ya da kadın adama “sen zaten neyi becerirsin!” diye aklınca şaka yapıyor. Evlilikte sorunlar silsilesinin ilk halkası da işte tam burada başlıyor.

Yaptıkları da şaka olmuyor genellikle eski bir mevzunun diğer insanların hakemliği eşliğinde rövanşı alınıyor da, bakma işte…

Bir Danimarka atasözü okudum geçenlerde diyorlar ki Danimarkalı’ların ataları; “Sağır bir koca ile kör bir kadın ne mutlu bir çifttir.”

Eğer gerçek bir mutluluğu arıyorsanız evlilikte bazı şeyleri duymamanız daha doğrusu evlilikte sorunları büyütmemeniz bazı şeyleri de görmemeniz gerekiyor. 

İngiliz Kraliyet Akademisi bir araştırma yapmış bu eşlerin kötücül dilleri konusunda. Yaptıkları araştırmaların sonucunda görmüşler ki birbirini rencide ederek konuşan eşler, grip oldukları zaman daha geç iyileşiyor ve daha sık nezle oluyorlarmış. Evlilikte sorunlar nelere mal oluyor görüyor musunuz?

Kalp kırıklığı ve kendini değersiz hissetme halinin bağışıklık üzerinde direkt etkisi olması ne acayip gelmişti bana. 

Düşünsene adam sana şişkosun diyor nezle oluyorsun bağışıklık sistemin çöküyor. 

Bir de bunun herkesin ortasında yapıldığını düşünsenize? 

Kanser olma sebepleri arasına bunu da yazsınlar bence. 

Bir konuda hatalı olduğunu düşündüğünüz eşinizi toplum içinde küçük düşürmeyin lütfen. Bu artık rövanş alma olayına dönüşür ve size misli ile karşılık verir. 

Eğer bir konuda hatası olduğunu düşünüyorsanız sessiz kalın, yalnızken suçlayıcı değil yapıcı bir dil ile bu konudan neden rahatsız olduğunuzu anlatın.

Eşler birbirini anlamaya çalışmak yerine birbirlerine skor yapmak peşinde koşuyorlar. Sanki bir yarış var da bitiş çizgisini ilk geçene madalya takacaklar.

Ben herkesin ortasında tartışan bir çifte madalya takıldığını görmedim, varsa öyle bir medeniyet toplum kalkıp oraya göçelim. 

Neden yapıyoruz bunu peki? 

Az mı sorunumuz var ki bir de evlilikte sorunlar ile uğraşıyoruz?

Başkalarının onayı olmadan mutlu olamadığımız gibi başkalarının tanık olmadığı hiçbir mevzu da tatmin olmuş hissedemiyoruz kendimizi.

Başkalarının duymadığı ve bizi haklı bulmadığı her kavga karavana oluyor, başkasının onaylamadığı her mutluluk sanki yaşanmamış gibi kabul ediliyor.

Ne tuhaf…

Sonra neden bu evlilikte sorunlar var diye ağlıyoruz.

Bu Yarış İçinde Önce Üsluplar Çirkinleşiyor ve Evlilikte Sorunlar Başlıyor

“Çok iyi bir annesin, çok fedakâr bir eşsin, bizim için nasıl çırpındığını görüyorum seni çok takdir ediyorum ama keşke şu mevzuyu da şöyle yapsan, ben daha mutlu olacağım” demek yerine “ulan akşama kadar dışarıda kaç mesele ile uğraştım bir de sizinle mi uğaşacam bee!” dersen, o kadın da düğünde takılan çeyreklerin nereye gittiğine kadar götürür mevzuyu. Çünkü sen her meseleyi böyle çözmeye çalışmış ve her meselenin üstü böyle kapatmaya çalışmışsındır. Sen çözdüm zannedersin ama o birikme on yıl sonra bile çıkar karşına.

Beş dakikada çözülecek mevzular niyet okumaya çalışmalar, “ben senin karın ağrını biliyorum” gibi kendini ispatlama girişimleri, trip atmalar, küsüp neden küstüğünü söylemeden sorunu karşıdakinin anlamasını beklemeler, ima edip tahrik etmeler, laf sokmalar, “açık konuş” diye tuzak kurup açık konuşunca sinirlenmeler, konuşmamak için kaçıp uyumalar, başka şeyler ile meşgul olmalar yüzünden ufacık meseleler bile mahkemede çözülmeye çalışılıyor.

Sonra dönüp evlenmeden önce böyle değildi diye dert yanmalar başlıyor.

Peki o değildi de sen evlenmeden önce böyle miydin?

En son orada burada hava atmalar başlıyor işlediği cinayetler üzerinden. “Onu kapının önüne koydum, buna yol verdim, beriki imansızmış…”

İnsana verilen konuşabilme yetisi en etkili anahtarlardan da biri ayrıca. O anahtarı doğru kullanmasını bilmediği zaman insan, açılmasını beklediği o kapıların ardında yorgun bekler hatta açmak için kırmaya bile çalışır. Sonunda zorla açmaya çalıştığı kalp, kırıkları ile yine kendi başına bela olur. 

Kimse kimsenin ne kadar kırıldığı kaç kapıyı tekme tokat kaç kapıyı tatlı dil ile açtığı ile ilgilenmiyor artık, herkes bir yarış ve o yarıştan alacağı sonucun peşinde koşuyor. 

Yarış bitiyor, amigolar evlerine çekiliyor elimizde bir avuç kalp kırığı yama yapma telaşı başlıyor. 

Pişmanlıklar, keşkeler bazen de iyi oldular iyi yaptımlar ile geçen aslında kendi içsel kavgalarımız başlıyor. 

Sonunda zarar gören yine biz… 

Herkes kendi namlusunu kendi aynasına sıkıyor. Ateş ettiğiniz her kurşun önce kendinizi yaralıyor. 

Matematik, biyoloji, fen öğrenilir…

Eksik ise telafisi mutlaka yapılır.

Çocuklarımıza nasıl iletişim kuracaklarını öğretmek zorundayız…

Okullara zorunlu ders diye sokmak zorundayız.

Öğretmezsek dillerinde yaralar, başka yüzlere KÖR çaresiz hastalıkların da taşıyıcısı olacaklar.

Eyvallahsız ama mutlaka vicdansız, kalp kırıklarına basarak ilerleyecekler.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Etiketler
slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot - Goldenbahis yeni giriş -
Baymavi