Feminizm hastalıktır dediğim zaman bana kızıyorlar. Bunun böyle olduğunu, dünya kadınlar gününde açılan pankartlar ile bir defa daha anlamış olduk. Yoksa hangi kadın cinsel organına kumbara muamelesi yaptığını büyük puntolarla ilan etmek ister ki?

Oturup insan gibi konuşsan “sen ne istiyorsun bacım bırak o pankartı şimdi yere sakin ol bi hayırdır ne derdin var?” desen ne diyecekler çok merak ediyorum.

+ Kıllarımızı almak istemiyoruz.
– e alma bizene bundan?
+ Sütyen de takmak istemiyorum.
– e takma bebem bundan bana ne?
+ Gece sokağa çıkmak istiyorum.
– E çık?
+ Bir de şey var istediğim adamla birlikte olmak istiyorum.
– Sayaç mı taktık git ne yapıyorsan yap bizene?

Ciddi ciddi “kıllarımızı almak istemiyoruz” diye gündemleri var bu kadınların. Zenginlik olsun diye demiyorum.

Elle tutulur tek bir istekleri yok. En komik istekleri de neymiş toplumun yüklediği cinsiyet rolünü kabul etmiyorlarmış. Erkeğin eve ekmek getirmesinin, kadının ev ile ilgilenmesinin ortadan kalkması gerekiyormuş. İşte o zaman hepimiz rahat edecekmişiz.

Yarın tarla süren erkekler başlarım ben böyle işe, ben evde çocuk bakacağım dediğinde ne yiyecekmişiz acaba?

Atatürk barajında çalışan işçiler hay toplumuna da rolüne de, bugün kırlarda çiçek toplayalım kendimize taç yapalım dediğinde de elektriği senin motoruna mazot döküp mü elde edecekmişiz?

“Bundan sonra turşuları ben kurarım” diyerek kanalizasyon temizlemeyi tüm erkekler bıraktığı gün pisliğin içine sen girecek misin?

Hamallık yapar mısın ya da savaşta en ön safta ilk sen ölürsen yeterince eşit sayılırmıyız erkekler ile?

Ama istatistikler hiç öyle demiyor.

Velayet davalarının %80’i erkek aleyhine sonuçlanıyor. Bosanmaların %90’i erkeğin nafaka odemeye mecbur bırakılması ile sonuçlanıyor. Çoğu zaman velayet davalarının sonucunda bakım masraflarından sorumlu oldugu çocuğunu sadece iki haftada 2 saat görme gibi müthiş sınırlı ve insanlık dışı kararlar veriliyor.

Savaşlarda ölen erkek, iş kazalarında ölen erkek, en çok cinayete kurban gidenler erkek, en kötü işleri yapmak zorunda olanlar erkek, ağlamaması yoruldum dememesi depresyona girmemesi pes etmemesi gereken erkek, ama çocuk yapma yeteneğin var diye sen çok mağdursun he mi?

Bu feministlerdeki en tipik bir başka özellik de hayata karşı komple nefret içindeler. Feminizm hastalıktır derken bunu kastediyorum aslında.

Siz hiç bir tane mutlu feminist gördünüz mü? Bir tane mutlu feminist görmedi şu yeryüzü emin olun. Çünkü feminizm kurban mentalitesinden beslenir. Herhangi bir şeyin mağduru olmak hele günümüzde cebine para koymaktan çok daha kıymetli bir şey onlar için.

Gayet mutlu mesut yaşayan, evli, cocuklu, işinde gücünde, güzel evlilikler yapmış aile kurmuş ya da o yolda ilerleyen sürüyle kadın var. Bunların hiçbirini feminizm vs gibi konularda boş yaparken göremezsiniz. Çünkü içlerinde bitmeyen bir nefret ateşi yok. Mağduriyetleri komple başka gruplara maledecek kadar gözleri dönmemiş, suçun bireyselliğinin gayet farkında ve kafası yeterince çalıştığı için hayatına fenalık getirecek insanları sokmuyor, bu kadar basit.

Feminist olmak haricinde kendini hayatta başka bir özellikleriyle var edememiş bu karakterler hiç yaşamadıkları bir mağduriyete ortak olma ve bu mağduriyetin giderilmesi sırasında oluşabilecek maddi veya manevi kazanımlara ortak olmak haricinde bir amaca sahip değiller. Vasat hayatının sebebi olarak kendi kötü seçimlerini değil, hayali bir düşmanı suçluyorlar. Bu hayali düşmanı hem tarif ediyor hem de üyelerini kendileri seçiyorlar.

Kadınların Hiç mi Problemleri Yok?

Elbette var. İnsanın olduğu yerde problem olmazsa sıkıntı zaten. Ancak problemleri kadın problemi erkek problemi diye adeta bir yarış sebebi haline getirirsek “çocuk doğurmak istemiyorum hayır banane ya sen doğur” kısır döngüsünden öteye gidemeyiz.

Her şeyden önce hepimiz insanız. Hepimiz kendimize çok değerliyiz. Önce birbirimizi anlamaya çalışarak işe başlayabiliriz.

Tamam kıllarını alma da oturup sana kıllarını alman gerektiğini dayatan kapitalizme, seni meta olarak kullanan şirketlere de “baş kaldırı” pankartını açacak mısın?

Kavga etmeye oradan başlayalım mı?

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Feminizm Hastalıktır

Feminizm Hastalıktır” üzerine 5 düşünce

  • Nisan 26, 2021, 12:18 pm
    Kalıcı bağlantı

    biraz zahmetli de olsa ben için, bulabiliyorum yazılarınızı, şükür!. üzerinde ciddi durduğum, düşündükçe kanadığım, kendimce notlar aldığım, hemen aynı konulara, hususlara, temas var; içimizi acıtan konulara, yaralara temas..
    keşfettikçe acemice, okunacakların o kadar çok olduğunu görüyorum.. ve altlarına inşallah çokça notlar düşülecek yazılar okuyorum ve okuyacağım..

    Cevapla
  • Mayıs 5, 2021, 9:07 am
    Kalıcı bağlantı

    Daha doğru dürüst bi ‘feminiz’ bile diyemeyen, hiçbi zıkkımınından da
    anlamayan, çok da biyerinde olmayan, sırf kafa karışıklığını çözmek için, alelade birinin uçukkaçık, saçmasaçık ve bir ‘feminiz’e aslaa sorulamayacak sorularıyla; bikaç soruda “feminiz(!) ve feminizm;
    Bir:
    Yeryüzünde tahminen milyon çeşit ‘Feminiz’ anlayışından hangisi?!.
    İki:
    ‘Feminiz’ sözcüğü sekiz no, şişedibi gözlüklü, kıl kadar klavyede bit bit harflerle öyle çok da kolay yazamayan, teknoloji yabanisi ve özürlüsü bi vatandaşa çok uzun ve zahmetli geldiğinden, yine kendinden de menkul “kısa kes, mantığın rasyonel olsun” deyiminden de bi istifadeyle ‘femi’ şeklinde kısaltabilir ve soruyu soran şu bişeyden anlamaz angut vatandaşın böyle bir kısaltma yaptığında ‘feminiz’ saldırıya maruz kalma ve bi dakkada kokoreç edilme ihtimali yüzde kaçtır?!.
    Üç:
    Geçmişi bikaç yüzyıl evveline dayandığı iddia edilen feminiz düşünce modern feminiz anlayışa gelene dek kendisine yine feminizlerce kaç bin takla attırılmıştır?!.
    Dört:
    Feminiz olduğunu iddia edenler, zamanında avrupada, oy kullanma hakkı için ciddi kavga veren, genelde orta sınıf ve çalışan kadınlar için o yıllarda işin dalgasında erkeklerce kafa bulmak için üretilen “süfrajet” tanımlamasına neden fena gıcık olmakta, çok sert tepkiler vermektedirler ve meselenin “süfrajet” sözcüğünün yine erkeklerce ‘şişman, kıllı, yağlı, kendini istisnasız çirkin bulan, akan kokan kanayan, ayda bi tavuk gibi de yumurtlayan, şişman kıllı, yağlı, yaşlı, pasaklı, geçimsiz, huysuz, sorun çıkaran’ anlamında kullanılıyor oluşundan kaynaklandığı doğru mudur?!.
    Dört:
    Tarihte kral, aristokrat, soylu sınıf yönetici eşlerini ve ülkelerini ve dünyayı parmaklarında oynatan kraliçelerin ve devr-i döneminde bayaa bi üst düzey yönetici kadınların ilk feminiz hareketi başlatan kadınlar olduğu söylentisi bi söylenti değil, gerçek midir?!.
    Beş:
    Kimseler onlara müdahale etmediği ve bunun ceza sahası içinde ve hayati tehlike içeren dokuz kusurlu hareketten onyedisi olacağından, hayatta bi tevessüle kalkışılmadığı, hiçbir erkek onları kendilerine bulaştırmayacağı, canları cehenneme dediği halde neden ‘femi’ler kendi kendilerine yeşillenmekte, sanki eleştirel bi saldırıya maruz kalma ihtimalleri varmış gibi, sürekli aport vaziyette beklemektedirler?!. Allah korusun, ancak aklını peynir ekmekle yemiş birinin yapacağı bişey için feminizler neden bu kadar huylanmakta, herhangi bişeyi bahane edip, zırt pırt sokaklara çıkmakta, tencereli tavalı düdüklü tencereli, bizzat düdüğün kendili eylemlere imza atmaktadırlar?!.
    Altı:
    Normalde erkek düşmanlığını baş ilke edindikleri, genelde çeşnici olmayıp, ‘lezzo’ takıldıkları halde şimdiye dek soylarının tükenmiş olması gerekmekte değil midir?!. Aksine, sayılarının artması, çoğalmaları konunun uzmanlarınca ne ile izah edilmekte, yoksa feminizler eşeysiz üreyen, kendi kendini dölleyen, misal “at”; “deniz atı” benzeri, parteogenes varlıklar mıdır?!. Femi’lerin Kendilerini nispet ettikleri amazon kadınları yaşadıkları yerlerde civar köyleri basıp, erkekleri önce üremek için ve sonra yiyecek olarak değerlendirdikleri, çokça söylenen, tüm dünyaca nerdeyse epeyce de inanılan bişey ve amazon kadınlarının üremeleri bal gibi de eşeyken, kendilerini amazon kadını gören ve bununla da ciddi ciddi de övünen bu, çemberimin çevresi, yemenimin yeşili ‘aabi’lerim ablalarım teyzelerim bacılarımın şu iddiaları bi kuru iddia ve amazon kadınlarına bi iftira ve çok komik ve saçma da bi davranış değil midir?!.
    ../.

    Cevapla
  • Mayıs 6, 2021, 1:54 pm
    Kalıcı bağlantı

    yedi:
    feminizm kara, kapkara, karanlık bir düşüncenin kötü kokulu akıntısı mıdır?!.
    sekiz:
    feminizmin ortaya çıkışında 68, “özgürlük hareketi” adı altında, paris’te üniversite yurtlarında öğrencilerin kızlı erkekli aynı odalarda kalma, doğum kontrol hapı istemi, bilincin özgürleşmesi için önce bedenin, cinselliğin özgürleşmesi gerektiği iddiası, serbest uyuşturucu kullanımı çıkışlarının bi rolü var mıdır?!.
    dokuz:
    femiler genelde agresif olarak nitelenirler.. “dokunma!” falan derler de, kimsenin dokunmayı bırak, çirkef ve balçıklık, bulaşıcılıklarından acaip tırstığı, hani “itleri salmışlar, taşları bağlamışlar” atasözümüz modeli, tek laf etmeye cesaret edemediği, yüzüne dik bile bakamadığı, uzaktan parmağıyla işaret bile edemediği, dünyanın en özgür mahlûklarının benim ülkemde ve tepine tepine yaşadığından söz edilebilir mi?!.
    on:
    femi’lerin eylemler için afiş, reklâm, broşür, pankart, propaganda, tuhaf tuhaf hareketlere giysi, araç gereç malzeme, iç dış yıkamacı yağlamacı; bayaa bi organizasyon giderlerini, aralarında mütevazı 50 kuruş 1 liralar toplayarak karşılayan, kendi iç yağlarıyla kavrulan, burjuva değil, kır kökenli ve tamamı da fakir fukaralardan oluşan, öyle hayatta hadise madise çıkaran, kavgacı yelloz yırtıcı yırtık bulaşıcı balçık çamur, çeşit, çaşıt filan değil, sessiz, mütevazi, kendi hâlinde yaşayıp giden bi topluluk mudur?!.
    örneğin, aralarında gündelik temizliğe giderek ev geçindiren bi anne yahut aile bütçe giderlerinin yarısını üstlenen bi kasiyer kız var mıdır, yoksa aksine, çalışma, geçim gibi bi derdi olmayan, durumları bayaa bi hallice, ağzına kadar istisnasız tuzu kurularla dolu bi hareket midir?!.
    onbir:
    feminizlerin toplu siboplu, bol çeşnili lgbt-i’lerle gerçel bi bağları var mıdır, varsa da “asıl, yedek, misafir sanatçı”, yani “katı, sıvı, gaz”; hangi halde ve ne miktarda bulunurlar?!.
    oniki:
    feminizler kadınlar üzerine neden “ya doğru dürüst bi feminist ya da aşağılık bir seksist” söylemini bi silah olarak kullanır, erkeklerden nefret etmeyen, tabii tercihini yapan bi kadını “aşağılık bi cinsiyetçi” ilan etmektedirler?!.
    bu bağlamda, “kadına yaradılışı gereği bi ilgi duymayan bi erkek ve yaradılışı gereği bi erkeğe ilgi duymayan bi kadın gitsin kendini bi psikoloğa tımar tamir tedavi ettirsin!” demek feministlerce bi aforoza uğramaya neden olur mu?!.
    onüç:
    “harekette bereket vardır” derler.. femi’lerin bunca hareketlilikleri karşısında, neden tek bi bet bereketleri yoktur?!. meş’um tipleri, maydanoz kılıkları, tuhaf hâlleri, suratlarındaki meymenetsizliğin bereketsizlikleriyle bi ilgi alâkası var mıdır?!.
    ondört:
    femi ve benzeri hareketlerin ortak “özgürlük” mottosuyla ortaya çıkışları, geri planlarında, aralarında, kendilerine ait mekânlarda, ön tercihli, tek problemsiz, diledikleri gibi özgürlüğün nirvanasına çıkıp, dibine vurur, ebelerniin örekesine kadar son derece serbest düşüşler, düşüp kalkışlar, düşüp kalışlar yaşarlarken neden mahremlerini sokağa taşırma ihtiyacı hissetmekte, “özgürlük” kültü üzerinden hareket çekme ihtiyacı duymaktadırlar?!.
    onbeş:
    cinsler arası cinsiyetsiz münasebetsiz münasebetlere teşne, destursuz, düstursuz, şekilsiz yakınlaşmaların aşrı aşrı bi ünsiyet peydasıyla, rol değiş tokuşlarına yol açıp, kadını ve erkeği fışkılaştırma ve dışkılaştırma tehlikesi yok mudur?!.
    onaltı:
    kadın ve erkek arasında o korumalı, kutsal, korunaklı olması gereken son derece gizemli, çekici, fıtrata dayalı mesafe aşıldığında, bu durumun çığırından çıkma, sapsapık fiillere yol açma, yaygınlaşma analizi yapılıp bi risk haritası çıkarıldığında ortaya ‘pembenin de pembesi, pespembe’ bi tablo çıkacak olması hâlinde, ne yani, daha çok mu üreyeceklerdir?!.
    biri çıkıp da, bi itiraz edip, ‘ne iyi la, hem kadını kadınlıktan çıkar, tuhaf bi mahluk hâline getir, erkeği de kadın yahut başka bişe yap, sonra da çoğalmaktan söz et, hayatiyetini kıyamete kadar sürdür?!. yok öyle bi “dolce vita”!.
    fıtratı, fıtrattan geleni kimse yok edemez; erkek erkektir, kadın da kadın.. doğru dürüst kadın kadındır, doğru dürüst erkek de erkek.. dünya yerinde durduğu, hayat sürdüğü sürece birbirlerinin örtüsü öyle de kalacaklardır..
    “merd olanın işi aydınlık ve sıcak, aşağılıkların işi hîle ve utanmazlık.. hakk’ın şarabının kokusu misktir, saf ve pâk, başka içkilerin sonu pis koku ve azab”; mevlâna abimizden’ derse, bu itiraza karşı lgbt-i lerin ve araları azcık açık yakın akrabaları feminizlerin önceden hazırladığı bi savunmaları var mıdır?!.
    on yedi:
    64’lerde, 68’lerde batı’da, sömürge paralarıyla refahın lüksün tavanına vurmuş, ortada bi geçim müçüm derdi, bi ekonomik sıkıntı, iş bulamama, bi özgürlük kısıtlamaları filan gibi hiç bi tehdit yok, aksine, ağzına kadar her tür haz içeren, yediği önünde, giymediği çöpte bi hayat sürüp, o ‘sıfır risk, limitsiz tolere, kutsal, uzatmalı öğrencilik mesleği’nin müthiş sınırsız sorumsuz konforunu dibine kadar yaşadığı, kafasına göre takıldığı, keyften kuyruğuyla oynadığı hâlde bütün bunlar ‘rahatlık batması, can sıkıntısı, yeni eğlence arayışları’ sonucu ortaya çıkan ve
    “sıkılmak karşıdevrimcidir!.
    özgürlük için otoriteye, geleneksel ahlaka, cinsel ahlaka başkaldır!.
    gerçekçi ol, imkânsızı iste!.
    açlıktan ölmenin kesinliğinin yerini sıkıntıdan ölme ihtimâlinin alacağı bir dünya istemiyoruz!.
    zaman öldürmeden yaşa ve engellenmeden oyna!.
    aslâ çalışma!. (olur anam, başka?!!)”
    sloganlarıyla ortaya çıkan femi ve yakın akraba tip, diğer hastalık hareketler gerçekte bir özgürlük ve istemi hareketleri olmayıp, bol özgürlük soslu, fantezilerle dolu, cibilliyetsiz bi karnaval mıdır?!.

    “feminizm hastalıktır”…
    affa sığınarak da;
    üzerine söylenecek tek söz yokken, fakat yazının müthiş tesiri, tetiği; bir galon söz söyletiyor, bi dünya soru sorduruyor..
    ve soru işte, durduğu yerde de durmuyor..

    sayfanızı okurlarınıza engin müsamahayla açışınız, tahammül edişiniz için teşekkürüm büyük..
    hayr, huzur, inşirahla kalın!. ve yine kalemle!.

    Cevapla
    • Mayıs 7, 2021, 7:05 am
      Kalıcı bağlantı

      Asıl benim teşekkürüm büyük. Ufkumu açıyorsunuz. Allah razı olsun.

      Cevapla
  • Mayıs 8, 2021, 3:38 am
    Kalıcı bağlantı

    yalnızca ben değil, yazılarınızı okurken not düşen kime rastladıysam aynı sözlerle aynı tespitleri yapıyor, kişiliğinizde bulduğu anlam, anlayış, zekâ ve ince mizah, birikim, bilgelik ve tevazuu, lefâfete dair aynı sözleri bırakıyor.. diyorum ki o vakit içsesle ‘sonsuz şükür, mahcup olacağım, edeceğim bir durum yok ortada, zerre pürüz yok, aslâ abartı değil; marifeti idrak sonucu tebrik, takdir, teşekkür ifadesi bu ve tek harfi yersiz değil..
    ‘itimad’ son derece mühimdi.. Hele ki insanın kardeşine bile itimad etmediği şu zamanlarda.. Zaten kıyamete yakın insanların aradından ilk kaldırılacak olan şey itimadmış.. Öyle ki, kardeş kardeşe bile itimad edemeyecek duruma gelecek, çok uzak beldelerde itimad edilir bir kişi varmış denilip hayretle, onu görmek için uzun yolculuklara çıkacakmış insanlar..
    Bundan anladığım; itimad edilir insan aynı zamanda, huzur veren ve emniyet telkin eden bir nevi sığınak da.. Buna bir ad ver deseler, Kitab’da mümin tarifinde sözü geçen “can dostlar” derdim..

    İtimad yoksa yerin altı üstünden daha hayırlı o vakit?!!.
    bize olduğumuz kişi olduğumuzu, bundan emin olduğunu söyleyen insan bunun büyük bir iftihar vesilesi olduğunu da söylüyordur..
    itimad edilenin olduğu kadar, edenin de iftiharı.. “iyi ki varsın” sözünü itminanla söyleyebileceğimiz kaç insan varsa etrafımızda biz o kadar varsılız.. ve sonsuz güzel, büyük bir varsıllık bu..
    demem o ki, nasıl harika biri olduğunuzu göremeyen, annenizin ak südü kadar da helâl kıymetin binde birini bile takdir edemeyen biri/birileri sizinle aynı zamanı, mekânı, sathı, ortamı, kelâmı paylaşmayı aslâ haketmiyordur..
    “neden ben ve neden bu kadar sitayiş, saygı, övgü, minnet, teşekkür sözü?!” hayretinin merakının cevabı; emin olmak..
    Emanettir insan birbirine ve emanet candan azizdir, baştacı ve yere düşürülmez..
    Emanete hıyanet ikiyüzlülük alametlerinden biri.. Efendim aleyhisselam sözü, Münafık üç şeyde test edilirmiş;
    “Sözünde durmaz, konuştuğu zaman yalan söyler, emanete hıyanet eder”

    ilke sahibi, duruşu olan biri en çok da zaaf sahibi, çürük karakterlileri bunaltır.. İlke sahibi biri, davranış konusunda ârafta olan, tereddüt yaşayan, gördüğü engin müsamahayı istismar edip, karşısında şımarıp havalananlara kırıp dökmeden yerini gösterir, kendine getirir..

    eyvallah varlığınıza!. rabbim iki cihan azizi eylesin!.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot - Goldenbahis yeni giriş -
Baymavi
%d blogcu bunu beğendi: