Fenomenler Nasıl Para Kazanıyor?

Fenomenler Nasıl Para Kazanıyor?

Fenomenler nasıl para kazanıyor? sorusunun net cevabını verebilmek için işin en başına gitmek gerekir sanırım. Yani insanın güdülerine, yani yaratılış kodlarına, yani en insan yanlarına…

“Ben önemliyim” hissi yaratılış kodlarımıza yerleştirilmiş çok önemli bir parçacık. Bu kod sayesinde kimse “ben değersiz ve salağın tekiyim” diye düşünemiyor ve hayatta kalma savaşı için mücadele edebiliyor.

Ancak tarihte insanoğlu bu yaratılış fıtratını tatmin etmek için bugünkü kadar fazla enstrümana sahip olamadı. Atıyorum 1000 yıl önce “ben çok önemliyim” diye hissedebilmek için köle olmadan doğmak yetiyorken, bugün daha çok enstrümana ihtiyaç duyuyoruz.

Bu enstrümanlardan ilki ve bence en önemlisi de İnternete ulaşıyor olmak ya da olmamak.

İnternet ilk çıktığı zamanlarda ekranın karşısında kendimizi çok küçük ve çok eksik hiisediyorduk. Hatırlarsınız internet alemi ve içindeki bilgiler o kadar sınırsızdı ki, içimizden istemsiz bir saygı bile duyuyor olabilirdik ona.

Ancak bu duygu durumu para etmiyordu ve şirketlerin para kazanması gerekiyordu. Bu yüzden de çok akıllıca bir hamle ile bireyi ön plana çıkaran, ekranın önündekini yücelten projeler çıktı ortaya. İnternete bağlanan herkesi kıymetli hissettirecek ve bu yolla ekonomik fayda sağlayacak çok zekice bir yola gitti şirketler.

Bu bazen insan egosunun doğal etkileşimiyle, bazen de alenen buna oynayarak gerçekleştirildi.

Herkes egosunu milyonların önüne çıkarabilecek ortamı buldu ve herkes birdenbire biricik olmaya başladı. İşte o andan sonra kitlesel olarak kullanılabilinecek ilk yasal uyuşturucu da kanımıza karışmaya başladı.

Buradan bakıldığında İnternet için, ilaç olarak geliştirilip sonradan uyuşturucu olduğunun farkına varılan kimyasallarla benzer bir süreç işlediğini söyleyebiliriz. Kısacası egomuz onu tatmin edecek bir şey buldu, şirketler bu arzuyu keşfedip daha güçlü uyaranlarla bunu kullandı.

Biricik olma, önemsenme, fark edilme güdümüz tarihte ilk kez pratik ulaşılabilir bir tatmin alanına sahip olmuştu.

Zurnanın Vivaldi çaldığı yer de tam burası işte…

Son 3-4 yılda her gün yenisi icad edilen, evlilik ve çocuk bahanesiyle paraları saçıyoruz partilerinin asıl amacı da “gelinliği teslim alıyorum”, “bebeğim kayınvalideme çekmemiş oley” partilerinin çıkış noktası da tam burası.

Süreç üç aşağı beş yukarı aşağıda anlatacağım gibi işler…

X markası bilmem kaç “k” takipçisi olan Şehriyesu’yu bulur. Ona promosyon ürünler ve nakit para verir. Aynı polyester elbiseyi, iki giyiş ile dağılacak ayakkabıyı, mavi kapaklı nivea’dan bir tık daha etkili olmayan pahalı kremi her gün muz gibi eline alıp markayı etiketlerse Şehriyesu reklamın etkisi olmaz.

Bunun yerine “ben önemliyim” güdüsünü harekete geçirmek gerekir ve potansiyel müşteri olan 4000 tl net maaşlı beyaz yakalı kızımıza “bu çok önemli ve mecbur olmalı buna sahip olmalıyım” hissini yaşatmaları ve o butona bastırmaları gerekir.

Firmalar bunu başardıkları zaman genelde en karlı taraf olarak çıkar işin içinden.

Çünkü, şanslıysa servis şanssızsa toplu taşımayla gittiği işinde ağır mobbing altında, fazla mesaisi ödenmeden, Şehriyesu’nun 1 storyden aldığı paranın 1/5’ini almak için bir ay boyunca çalışan kızımız; sayfayı yukarı kaldırıp Şehriyesu’nun üstündeki polyester elbise için 350 tl’yi, aşağı kaydırıp adi bir ayakkabı için 850 tl’yi, sağa kaydırıp babyshower partisindeki cupcake için 1500 tl’yi, sola kaydırıp başka bir takım çer çöp zımbırtı için 500 tl’yi kredi kartına 8 taksite böldürür. Böylece geçici bir sınıf atlama illüzyonu yaşayıp 4000 tl kazanmak için ipoteklediği hayatına birkaç like ile pansuman yapar.

Herkes mutlu olur, en çok da firmalar ve Şehriyesu ile kocişi.

Gelinliği teslim partisi, Mirasu’nun cinsiyeti partisi, yaşasın hiç görümcem yok partisi, bebeğim gaz çıkardı partisi, çocuğum telefon şifresini girip youtube açabiliyor partisi için binlerce lirayı saçıyor gibi görünen Şehriyesu ve kocişinin cebinden tek kuruş çıkmadığı gibi üstüne kürekle para kazanırken; olan kredi kartı borcu taksitlendirmesi yüzünden nefret ettiği bir işten istifa etme şansı bile olmayan ve çakçiki marka üzüm çekirdeği özlü yüz spreyinden de hiçbir fayda göremeyen kızımıza olur.

İnsanın kendini önemli hissetmesi için sebeplere sarılması ve her sarıldığı sebep ile yeniden başa dönmesi çağın laneti gibi. Vasat olmamayı istemek herkesin hakkı; ancak bunun için düştüğü kuyunun bile pırlanta ile döşenmiş olmasını dilemek çağın vasatı artık.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Etiketler

2 YORUM

  1. Sahi ilk kim söyledi ayakkabımdaki ufak bir amblemin girdiğim ortamda bana itibar katacağını?
    İlk kim; neyi nasıl söylediğime değil de %50 si pamuk gerisi naylon tişörtümün üzerindeki markaya odaklandı?
    Mağazalardan elim kolum dolu,egom şişik,cebim delik,kartım bitik şekilde çıktığımda çok da ihtiyacım olmayan çul çaput için yüzler-binler harcadığımı buna rağmen egomu çekip aldıklarında geriye kalan tek şeyin bir çift ayakkabı olduğunu ilk kim söyleyecekti? Omuzlarımdan tutup hafifçe&insanca sarsarak moda-reklam-pazarlama-tüketim sarmalı içinde gözlerimizin kör edildiğini,ruhlarımızın köleleştirildiğini,borçlarımızın sürekliliğinin sistemi nasıl yücelttiğini ilk kim haykıracaktı yüzüme?
    Boyanan yalnızca gözüm değildi elbette. Rengarenk hesaplarda blogger&influencer&tanınmış happy life kişi profilleri “TÜKET-YUKARI KAYDIR-SEPETE EKLE-TÜKET-HAYAT KISA AL O AYAKKABIYI” diye şık şık ve sık sık rengarenk arz-ı endam ediyordu zihnimde. En pahalı olanı çok kaliteli sanmam,en çok ücret ödediğimle kendimi çok kaliteli bulmam sistemin bana attığı en şık goldü.

    Moda endüstrisinin dünyadaki su kirliliğinin %20 sine sebep olduğu, 1 kg tekstil üretimi için 95-400 lt su tüketilmesi gerektiği, vitrinden bana binlerce liralık değeriyle göz kırpan ürünü bangladeşli bir işçinin ayda 95 dolar kazanarak ürettiği, sürekli koleksiyon değiştiren sektörde yılda 100 milyar kıyafet üretilip %85’inin çöpe atıldığı gerçeği ötelenen,görmezden gelinen,hiçe sayılan belki de merak bile edilmeyen belgesel sahneleri olarak kalıyordu bir köşede. Dünya yaşlanıyordu, dünya haykırıyordu,çırpınıyordu biz instagramda giydiğimiz kıyafet markalarını etiketlerken.

    Tüm bu gerçekleri suratıma çarpan virüsün bulaşma riskine karşı üretilen iki tezat maske oldu.
    Biri virüsün henüz çok ciddiye alınmadığı dönemde üretildiğini düşündüğüm X marka 190 € tutarında ye kürküm ye kafası sosyetenin kapıştığı,
    diğeri sağlık çalışanlarının sağlıklı kalabilmeleri için üretilen dünyaca ünlü markaların üretimine katıldığı…
    Biri eski diğeri yeni dünya düzenini anlatıyor benim nazarımda. Tezgahlar insanı öldürmek için değil oldurmak için mesaide.

    Baktım papuç pahalı lakin iki metre beze sarınmanın vakti değil ki sıralı.
    Bundan sonrası bu bilgiyle ne yapacağımız sorunsalı…

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot