Franz Kafka Kimdir? Edebi Kişiliği ve Hayatı

Franz Kafka Kimdir? Edebi Kişiliği ve Hayatı

“Franz Kafka Kimdir?” sorusu ile ne zaman karşılaşsam hayat hikayesinden ziyade zihnimde hep mutsuz omuzları düşmüş gözleri ağlamaklı ve çok kırgın biri geliyor. Onun kendini hep yalnız ve hiçbir yere ait hissetmediğini düşünüyorum. Ona göre her şey bir hiçten ibaret. Öyle olmasa neden eserlerinin ölümünden hemen sonra yakılmasını istesin ki değil mi?

İçine kapanık bir abi Franz Kafka. Bana göre kafasında kurduğu dünyada yaşamayı da çok seviyor. Gerçek hayattan ziyade hayal dünyasında yaşamak ona daha güvenli geliyor olmalı.

Hayatında sadece 3 defa gördüğü Milena’ya mektuplar yazan Kafka benim bu iddiamı da güçlendiriyor bana göre. Çünkü evli bir kadın olan Milena ile yalnızca 3 kez görüşmesine rağmen, ona körkütük aşık olan Kafka, sözleriyle duygularının ne kadar derin olduğunu ve çektiği acıyı mükemmel bir şekilde tasvir etmiş: “Yanımda yürüyordun Milena. Düşünsene, yanımda yürümüştün…”

Dönüşüm kitabında da kendi ruh halini ele veriyor. 1883’ün Prag’ında Yahudi bir ailede doğmasına rağmen yani zaman ve mekan tamamen onun aleyhinde iken, oturup bir böceğin ruh dünyasının sesi olmak için ciddi içine kapanmışlıklar gerekiyor. Muhtemelen çok yalnızdı ve muhtemelen kendini hep küçük bir böcek gibi hissetmişti. 

Franz Kafka Kimdir Nasıl Bir Hayat Yaşadı?

Her yalnız insan gibi ailesi ile çatışmaları olan biri. Babası ile ciddi problemler yaşıyor o kadar ciddi ki babasından nefret ediyor diyebiliriz. Aile içinde iletişim kuramayınca çevre ile iletişim kurmakta zorlanıyor haliyle. O da kendini yazmaya veriyor diğer tüm yalnızlar gibi. Franz Kafka kimdir sorusunun cevabı da bu yalnızlıktan sonra ortaya çıkıyor satır satır.

Annesi Alman Yahudisi olan Kafka günlük yaşamında Almanca konuşuyordu. Çekler tarafından Almanca konuştuğu için dışlandı. Almanya’da yaşamayı denedi bu defa da Almanlar tarafından Yahudi oldu için dışlandı. Kendini hiçbir zaman bir yere ait hissetmediği için büyük ruhsal problemler yaşadı. Haliyle bu problemler eserlerine de yansıdı.

20. Yüzyılın modern Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biri olabilmesinin en önemli vesilesi içine kapanıklığı bana göre. İçine döndükçe kelimeler fışkırmış ruhunda. Franz kafka kimdir sorusuna cevapları da yazdıklarının satır aralarında vermiş.

Hayatı boyunca birkaç kez nişanlanmasına rağmen, hiçbir zaman evlenmemiş, aşklarını da acıları gibi kaleme alarak yaşamayı tercih etmiş Kafka! 2 kez nişanlandığı Felice Bauer ile 1912 yılında, evli bir kadın olan Milena Jesenka (1944’te gettolarda hayatını kaybetmiştir) ile 1920’de tanışmış, hayatının son yıllarında ise Dora Diamant ismindeki bir çocuk bakıcına aşık olmuş. 1917 Ağustos’unda başlayan kanlı öksürükler, o dönemlerin ölümcül hastalığı vereme yakalandığı acı gerçeğini belli etmiş Kafka’ya.

Franz Kafka Kimdir?

Milana ve Şekillenen Edebi Kişiliği

Aşkın kavuşamamak olduğunu kanıtlayan gerçek bir aşk hikayesi onlarınki. Milena, Çek asıllı bir çevirmen. Franz Kafka ile de zaten bu vesile ile tanışırlar. Kafka orjinali Almanca olan eserlerini Çekçe’ye çevirtmek ister ve Milena ile tanışır. Milena o dönem evlidir ancak muhtemelen kağıt üstünde bir evlilik onlarınki. Kocası tarafından aldatılan ve şiddet gören Milena, o dönem babası tarafından bir akıl hastanesine kapatılmıştı. Hayata tutunmaya ve aklını kaybetmemeye çalıştığı dönemde de Kafka öykülerini çevirmeye çalıştı. Franz Kafka kimdir diye soran herkes Milena ile yollarını kesiştirir bir şekilde.

Hastanede olduğu dönemde Franz Kafka ile uzun uzun dertleşmeler yaptı. Bu dertleşmeler bir zaman sonra gönül birlikteliğine dönüşmüş olmalı.

İçinde yanıp tutuşan ve dışarı çıkmak isteyen tüm sözcükleri yuttuğundan mıdır bilinmez, Kafka gırtlak kanseri olur. Gırtlak kanseri ile mücadele ederken o dönem 50 milyon insanın ölümüne sebep olan İspanyol gribine yakalanır. Hayatının sonlarına doğru kanser yüzünden konuşma yetisini de yitiren Kafka 41 yaşında vefat eder.

Geriye bir sürü acı bir sürü özlem bir sürü öfke bir sevda bırakır. Öldükten sonra tüm eserlerinin yakılmasını ister. Ölürken kalanları cezalandırmak isteyenlerin ruh hali bu. Anlaşılmak için çabalayan ama bunu yapamadığını zanneden kaybolmuş ruhların kendi kalesine attığı son gol belki de…

Neyse ki arkadaşı Max Brod onun vasiyetini yerine getirmemiş ve Alman orduları Prag’a girmeden önce eserleri kaçırmayı başarmış. 

  • Franz Kafka’nın “Dönüşüm” isimli kitabını yorumlamıştım. Franz Kafka kimdir sorusunu tamamlamak isteyenler ŞURAYA tıklayabilir.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Etiketler

3 YORUM

  1. İsmini ne zaman görsem veya duysam hep şunu demişimdir; İnsanın başına ne gelirse gelsin, şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun, geleceğe ismini kazımak imkansız değil. Stefan Zweig gibi, insanı intihara sürükleyecek bir hayatı yaşarken bile inanılmaz eserlere imzalarını atabilmişler.

  2. fenâ bi durum…
    ilk gençlik yıllarımdı; toydum sarhoştum, ne yaptığımı bilmiyordum.. kafka’yla ömrümde ilk ve son kez içtiydik, beraber; o sıralar elimdeki tek kitabını ortaya çilingir sofrası edip, serip, aramızda bi ön mütalaayla “dava”laşıp üzerinde, benim henüz davasını kendimle göremediğim geçmişimi de meze edip..
    tıpkı bi fincan kahve gibi, biriyle oturup bi “dava”laşmanın da kırk yıl hatırı varmış.. lakin biz daha da ileri götürdük işi, gençliğin deyimiyle ‘kanka’ olduk.. ben artık kafka’yla bir ömür “dava”lı olacaktım..

    kafa adamdı kafka..
    sonra… sonra, biraz fazla kaçırınca “dava”sını, kafalar azcık güzelleşince, azcık da canımız sıkılmış; sayfalarıyla rus ruleti oynadık karşılıklı; bi o, bi ben, karşımıza aldığımız düşüncelerimize sıktık..
    o benden şanslıydı, daha ilk sayfada yakaladı doluyu, çünkü önceden biliyordu, âşinâydı ve hep hazırdı.. ben beş kez, beş sayfada arka arkaya boşa tetik düşürdüm, altıncısı ise, patlamadı, çünkü kitap üçüncü hamur, seka kâğıdındandı ve sayfaları fırından çıkalı çok olduğundan oldukça ıslaktı, bu yüzden üst üste tutukluk yaptı, aklımı tutukladı.. zaten kırık kafamı kafka’ya daha fena taktım.. zaten de daha önce de sartre bulandırmıştı içimi, “bulantı”sıyla..

    birinin diriminin, diğerinin ölümüne bağlı oluşu ne kötü?. işte, o kolayca tuttururken daha ilk celsede ölümü, ben ıskaladım.. henüz “okunmuştur” envanterime alamadığım “dönüşüm”ünü bekliyor olmalıydım?!.

    sonra… ben, son bir kez daha denedim, o gittikten sonra.. bu kez ateş aldı kelimeler, sayfaları tutuşturdu ışık hızıyla, alnımı ışıttı, lakin hedefini sıyırdı, sıyırdım..
    hedefi alnımdı.. o gün bugün şakağımda o ilk günkü ağrı, çıldırtan zonklama, aynı ‘sıyrık’la fena sıyırmış, geziyorum..

    o ki bi türlü başaramayıp sonunda üşüttüm, mademki de ben bir üşütüğüm artık, o saatten sonra yeşil ışık yakıp göz kırpan hayatla cilveleşmek olmazdı; dikilip en işlek otoban ortalarına, harmandalı oynadım hayatımla, çıkıp ıstanbul-ankara arası vızır vızır işleyen tren yoluna, rayların üzerine oturdum, anadolu ekspresinin geçişini bekledim, beklerken boş durmadım, uzun uzun ‘uzunhava’lar okudum..

    ‘uzunhava’lı beklemek sıktı, kalkıp sonra misketler, zeybekler, fidaydalar alıp yanıma, meydanlara çıktım yine tutturamadım.. horonlar bile vurdum, tek figürünü bilmediğim, hızlı ve çabuk, ayaklarımı birbirine dolaştırdım yine gelmedi; o, yıllardır hayalim, muhteşem ‘son’umla yine buluşamadık; alnıma yapışacak, nasıl da beklediğim, hep ‘asil’ dediğim, asil bildiğim o tek kurşun puşt çıktı..

    o günden sonra bi daha da denemedim.. “dâvâ”sını bıraktım olduğu yere.. oysa o çoktan amme dâvâsına dönüşmüştü, dünyanın.. insanlık arasında asırlar sürecek olsa da, “dâvâ” aramızda sonsuza dek kapandı..

    aradan geçen zaman huzursuzdu; duramadım.. duramazdım, başka bir yol bulmalıydım şu ‘aşk’a, kalkıp âşiyan’a gittim, “bir garip orhan veli”yle ölümden konuşmaya..

    “bilmezdim şarkıların bu kadar güzel olduğunu ve kelimelerin kifayetsiz” demeden öncesiydi.. sıkı muhabbet ettik, mezarlığında, kabri başındaki heykelinin başına konan martı kuşuyla.. mart ayı değildi, martısı önce anlamadı beni.. lakin ben onu iyi anlamıştım..

    sonra, ben belli etmeden yanından ayrılıp hisar önüne indim.. o gün boğaz kuzey buz denizi kadar soğuktu.. ben, denize, oltamın ucuna düşüncelerimi takıp atıp, nasibim kelimeleri beklerken, geriye çekilip keman da çaldım balıklara o soğukta.. o ise, aldırmadı, ardımda “aman da başına da konan martı kuşları” için yazdığı şiirinden kopardığı iri mısralarını kafasına koymakla meşgul oldu.. martılar o yüzden birikmişlerdi başına..

    sonra… bu kez farketti beni.. gözlerime bakıp mânâlı, ‘sensin bu’ der gibi, şiirinin martılardan arta kalanını tekrarladı, ama ben, bi tek o, en sevdiğim “bir kere sevdaya tutulmaya gör; ateşlere yandığının resmidir”i duydum..
    ötesine de gerek yoktu zaten, şarkısını da, güftesini de, bestesini de iyi biliyordum.. zaten de ben bir kere sevdaya çoktan tutulmuş, rahmetli ebemin çoktan rahmetli örekesini çoktan görmüştüm.. çalıp söylemişliğim az mıydı, kemanım ve bağlamamla?!.

    uzun yıllardır dönmemiştim geçmişe, kopuktu aramız; uzaklaşıp kopan, koparan..
    sürekli sesini duydum içimde; ‘kopuksun sen!’.. ne mânâda söylediğini çok iyi biliyordum;
    serseri filan dediydi ruhuma ardımdan..

    çok tuttuydum bunu.. haklıydı, ruhum göçebeydi benim; göçe kalktı sıladan, uçtu durdu, konacak kırık bir yer, bir dal bulamadı kendine şu koca dünyada.. hani bulsa tutunacak bir dal, sığınacak bir saçakaltı, bi pencere pervazı, bu kez o pis gururu el vermez, hani burnu düşse, eğilip almaz cinsi, “geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni” modeli?! o kadar gurur yani!.

    ruhum… bedenim pes etti, o etmedi?!!. neler demedim ki yüzüne;
    ah ulan ruhum, serseri ruhum benim; yerleşik düzenle başı hiç hoş olmayan ruhum; ezelde kendine uygun bir beden bulup uydurman için dünyaya şutlanmışın, gelip beni bulmuşun, derdin ne, ‘bu lavuk adaptasyon güçlüğü çekiyor; kaabiliyetsizlikten iade; hükümsüzdür’ damgasıyla gerisin geri âlem-i ervâh’a postalanmak mı istiyorsun?!. iyi de, madem de bi bedende adam gibi, bi huzurlu durmayı beceremeyip çuvallayacaktın da ne halt etmeye çıktın seyrana, bu bedene talip oldun be nadan?!.

    geçmişimin bana ‘kopuksun’ demesi bundan..

    şu ‘bağlama’?!. dokunsam uzun yıllar aradan sonra, bağlar mıydı?!. bi türküyle;
    “gurbet elde bir hal geldi başıma/ağlama gözlerim mevlâ kerîmdir”?!.

  3. “dâvâ”sına dalınca mektubunu unutmuşum?!!.
    “sevgili bayan milena!. size prag’dan sonra meran’dan yazmıştım, karşılık vermediniz?!. gönderdiğim o pusulacıklara karşılık beklemem yersiz, biliyorum!. yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız?!!. bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız!.”

    kırıp dökmesiz, saygılı, içli; bu kadar mı güzel sitem edilir?!.
    içimi yaktıydı şu mektubu.. yenge’ye çok içerlemiştim.. bi mektup da ben yazdıydım.. yenge’ye;
    kız milena yenge!. kızma ama, demek doğru söylüyo adam, ki yazmıyosun?!!.
    demek ki pek ‘hadi gene iyisin; işler ayna, çal çal oyna!’ durumları yani?!!. yani hayat tıkırında, keyifler de keka?!!.
    her şey yolunda diye yazmıyosun demek, ha?!. şimdi oraya getirtip de beni, öptürtme ebeni de yaz kız yenge, şu zavallı franz’a!.’ dediydim..
    sonra, dönüp franza;
    ‘la franz!. sen de zırlayıp durma la?!!. anamızı ağlattın bea!. bırak şu ormantik sığırlığı; da, gör artık, ne sen, ne mektupların zerre kadar gözünde değilsiniz işte kızın, ‘kafka ve mektupları’ olsanız ne yazar?!!.
    demek ki senin şu son derece hassas ve bi kadın için son derece gurur verici, yüceltici ilginden çok daha güçlü bi şeye tav olmuş ki yazmak istemiyo işte kız?!!.

    yörü git la bi artık; çekil bi köşeye, bi berduş gibi yalnızlığını yudumla!. şu hayatta reddedilmenin de, reddedilenin de bi haysiyeti bi onuru var yani di mi ama?!. hem reddedilmenin keşfedilecek biçok acaip güzel yanları olduğunu da bil!. bütün o güzelim, şiir şarkı roman; klasikler, büyük eserler, olağanüstü işler, büyük keşifler, fetihler; oldukça büyük bi kısmı aşkın, ziyadesiyle de kırgınlığının getirdiği bi şeydir.. ‘ferhat’ desem şimdi sana, yine çakmayacaksın meseleyi?!.
    yaa bunları da sana ben söylemiim şimdi şurda, tek tek!. kafası cidden de basan, koca adamsın!. işin ne anasını satiim, otur kendin keşfet bir bir?!!.’
    dedim!.
    iyi de ettim!. zaten de acaip pesimist, mutsuz, aşırı duygusal, hayatına her an son vermeye hazır bi adam?!. gerçekleri böyle yüzüne çakmasam smetana, woolf, zweig, beşir fuad, pavese, plath, marmara, soysal… intiharcıların pîri krillow gibi yapacaktı maazallah; ve her intiharla da milyon kez öldüğümü de bilmeyerek?!.

slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot - Goldenbahis yeni giriş -
Baymavi