George Orwell – 1984

George Orwell – 1984

Daha önce pek çok kitapta karşımıza çıkan yöneten-yönetilen ilişkisinin doğası 1984 kitabının da ana sorununu oluşturuyor. George Orwell 1984 kitabında “oligarşik kollektivizm” olarak tanımladığı yönetim şeklinin, kitleleri nasıl pasifize ettiğini, onları nasıl sömürdüğünü ve bilinçlerini nasıl egemenlik altına aldığını göstermeye çalışıyor bizlere.

Kolektivizmin iki tipi olduğundan söz edilir. Eşitlik, paylaşma ve dayanışmayı vurgulayan “Yatay” kolektivizm ile yetkililerin otoriter iradesine fedakarca teslim olunmasına vurgu yapan “dikey” kolektivizm. İkisi arasındaki temel fark eşitlik konusundadır.

Mesela ağla deniyorsa sorgulamadan itaat edip toplum olarak ağlanmalıdır ki kitapta 2+2 örneği ve Winston gibilerinin, Büyük Birader’i sorgulama ve karşı durmasına engel olarak verilmesinin ana sebebi budur. Kollektivizm’e göre insanlar birbirlerine bağlıdır. Yani felsefi, politik veya dini yönden bağlılık söz konusudur.

Bilim ve teknolojik ilerlemeye karşı olan yönetim, bireylerin dış dünyayla ve geçmişleriyle olan bağlarını da her gün biraz daha fazla kopartıyor. Küçük ve ayrıcalıklı bir azınlığın büyük bir çoğunluğu yönettiği yönetim şekli olan oligarşi, yeni bir sosyalizm, kitaptaki adıyla ingsos (ingiliz sosyalizmi) olarak karşımıza çıkıyor. Fakat sosyalizmin evrensel ilkelerini hiçe sayan bir sosyalizm bu. Dolayısıyla da ne eşitlikten ne de özgürlükten bahsetmek mümkün. İşte Orwell da Marx’ta olduğu gibi umudun ve kurtuluşun proleterlerde olduğunu düşünüyor ve bu sınıfın bilinçlenip örgütlendiği aşamada devrimin gerçekleşeceğini söylüyor.

Ha “katılıyor musun bu fikre” diye sorarsanız, hayır katılmıyorum. Dünyaya bakış pencerem Orwell’den çok başka olsa da bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

George Orwell – 1984 Kitabında En Sevdiğim Yerler


“İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de.”

“İnsan insana nasıl hükmeder,Winston?
Winston biraz düşünüp acı çektirerek dedi.”

“Zekilik kadar aptallık da gerekliydi. Ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu.”

“Bilinçleninceye kadar asla başkaldıramayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.”

“Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. Bilmem, anlatabiliyor muyum?”

“Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en ince ayrıntısına dek ortaya çıkabilirler ama gönlünüzün derinliğine, işleyişine, sizin bile bilmediğiniz o yere el uzatamazlar.”

“Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan, onları yendin demektir”

“Belki de deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktır.Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyordu.Bu inancı bir tek kendisi taşıyor olabilirdi ve eğer öyleyse, o zaman delinin tekiydi.Ama deliliği pek dert etmiyordu, onu asıl ürküten yanılıyor olabileceğiydi.”

“Gerçek bir aşk ilişkisinin düşünü kurmak bile olanaksızdı neredeyse.
…hepsi birbirinin aynıydı.”

“Onlardan nefret ederek ölmek, özgürlük buna denirdi işte.”

Bir başka tavsiye ettiğim kitap “Ahmet Hamdi Tanpınar: Saatleri Ayarlama Enstitüsü” yazısına da göz atabilirsiniz.

Ezgi Akgül



Etiketler