Georges Perec / Şeyler

Georges Perec çok enteresan bir adam. Mesela ünlü “Kayboluş” kitabını hiç “E” harfi kullanmadan yazmış. Büyük edebiyat otoriteleri o bunu söyleyene kadar da bunu fark edememişler. Eğer bir Georges Perec kitabı olan Şeyler hakkında konuşacaksak öncelikle yazarının hiç normal olmadığını aklımızda tutmamız lazım.

Kitabın ilk on sayfasını okuduğum zaman biri boğazıma bir ip geçirmiş de ölmek ile yaşamak arasında bırakıyor beni gibi hissettim. Tasvirler o kadar ardı ardına ve soluksuz ilerliyor ki, gerçekten “şeyler” in içinde kendinizi boğuluyor gibi hissediyorsunuz. Ki bence yazarın yapmak istediği de tam bu. 
Modern hayatın içinde “şeyler”e verdiğimiz değerlerin,  olmazsa olmaz dediklerimizin bizi nasıl boğduğunu hissettirmek istemiş kitabın da ve bence bunu çok da güzel başarmış.

Günlük hayatımızda “Şeyler ve şeylerin şeyleri” içinde o kadar sıkışmış haldeyiz ki, donarak ölen biri gibi öldüğümüzün farkına bile varmıyoruz. “Şeyler” yüzünden buz kesiyor, ruhumuzun ölümüne bile şahitlik edemiyoruz. Kitap sizin şeylere değil şeylerin size hükmettiğini yine şeyleri kullanarak göstermiş.

Konu Jerome ve Slyvia etrafında dönüyor. Geçmişe Flash Backler yapılarak sürdürülen roman hayatın zorlukları ve bu iki karakterlerin bu durum karşısında bitmez tükenmez bir direniş göstermeleri sonucunda yaşadıkları çeşitli olayları konu alıyor.

Ancak okurken heyecanlı sonlar, meraklı sürükleyici diyaloglar beklentisine girmemek lazım. Eğer sürüklemeyen roman sevmiyorsanız romanı bence okumayın; ama alternatif yazım şekillerine meraklıysanız, farklı yazım tekniklerini yerinde görmek istiyorsanız mutlaka okuyun derim. Olmazsa olmaz bir kitap olduğunu düşünmüyorum sıradan okuyucu için. Ancak yazma çizme işleri ile uğraşıyorsanız baş ucu kitabı bile olabilir.

Şeyler Kitabının En Sevdiğim Yerleri

“Değişiyorlardı, bir başkası oluyorlardı…”

“Çok eski bir düşün yıkıntıları, şekilsiz kırıklar arasında yitip gitmişlerdi.”

“İnsanlar, kendilerine çok büyük gelen evlerde içlerine kapanıyorlardı.”

“Ne sevinç, ne üzüntü hatta ne de sıkıntı duyuyorlardı, ama hala varolup olmadıklarını, gerçekten varolup olmadıklarını kendilerine sordukları oluyordu; düş kırıklığına uğratıcı bu sorudan, hiçbir özel hoşnutluk çıkaramıyorlardı, şu ayrıntı dışında: zaman zaman, belli belirsiz, bu yaşam uygun, yerinde, tuhaf ama, gerekliymiş gibi geliyordu: boşluğun ortasındaydılar.”

“Mutsuz değillerdi. Kaçamak, anlık bazı yaşam sevinçleri günlerini aydınlatıyordu.”

“Ve tüm kış boyunca, ateşkese doğru yol alındıkça, gazetelerin söylediği gibi, kardeşin kardeşi öldürmesinin bir son bulacağı zamanı, geceleri yeniden gönül rahatlığıyla, sağ salim gezmenin, dolaşmanın mümkün olacağı ilkbaharın gelişini, gelecek tatillerini, gelecek yılı düşlediler.”

Bir başka kitap yorumu Knut Hamsun / Açlık için ŞURAYA bakabilirsiniz.

Ezgi Akgül



Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir