hayır diyememek

Hayır Diyememek

Çocukluğum kilimlerin, yırtık divan örtülerinin, yüklük odasında turşu saklanan odaların olduğu ve her sabah kapısı mutlaka süpürülen bir evde geçti.

Sobanın yanmadığı her oda buzul çağı deneyimi sunardı konuklarına. Tuvalete gitmek için kalktığımız zaman soğuktan ellerimiz kapı kollarına yapışırdı ve biz bunu hiç tuhaf karşılamazdık. Genelde böyle kışların akşamlarında Levent Kırca’nın ucuz esprilerine anne babamız gülüyor diye biz de güler, onların mutluluğu ile ısınmaya çalışırdık.

İtiraz etmezdik pek, “bunun neresi komik” diye sormazdık bile. …

Yüzü gözü dayaktan mosmor olmuş Kakılmış’a neden o kadar gülerdik hatırlamıyorum. İşin trajedi kısımı hiç aklımıza gelmez, üzümü yer bağcıyı sorgulamak kimsenin işine gelmezdi sanırım.

Adam kadını çalıştırıp sömürürken biz de kadının morarmış gözlerine bakıp kahkaha atarken, insanın ne kadar da bencil olacağını göremiyorduk. Kakılmış’ın kafası oradan oraya dönerken yani bildiğin dayak yerken o kahkahalar yankılanıyordu buz gibi duvarlarda.

“Niye” demiyorduk…

Sonra Murat 124ler, Murat 131ler, Kartallar, Tofaşlar, arka cam da örme karpuzlar, Fadime Şahinler, yaz günü asfaltlardan gelen kesif zift kokuları ile birlikte; Demireller, Erbakanlar, Ecevitler, bizim için herşeyin iyisini (!) düşünen askerler hayatımızdan 
çıktı gitti…

Kafam kadar Nokialar ile askerlerin verdiği balans ayarları, Burhan Altıntop ile kapatma davaları, metal jetonlu ankesörler ile Nisan bildirileri de çıktı gitti hayatımızdan…

“Hayır” demenin özgürlük değil, “ayıp” olduğu coğrafyada yetişince itiraz ettiğimiz her konu için ilk biz özür diledik bizim suçumuz ne bile diyemedik.

Enteresan zamanlardı…

Zaman geçtikçe ve biz büyüdükçe ve dünya da kirlenince ve turnalar uçuşan tüllerin eteklerinden de görünmemeye başlayınca, patika yollarda kara saplanmış araba kadar çaresiz hissetmeye başladık toplum olarak kendimizi.

Yeni Türkü ile yaşlandık işte hikayenin sonunu biliyorsunuz, Tilki’ler çağına ulaştık…


Hala “Hayır” demek, bir şeye itiraz etmek ayıp buralarda.


“İyi de…” ile başlayan cümlelerin sesleri titrek, “ama…” ile devam edecek her cümle sanki yetim gibi sanki çok sahipsiz.

15 Temmuz ile birlikte ilk defa bu kadar çok insan hem de aynı anda “İnsan bir defa ölür, onursuz yaşamaya Hayır!” demişti.

Keşke bir defa da kadın erkek sokaklara dökülsek de kapitalizme HAYIR din pazarlamacılarına HAYIR adam kayırmacılığa HAYIR diyebilsek.

Ezgi Akgül

Hayır diyemeyen çocuklarının sonunun anlatıldığı “Bir Batı Ahlaksızlığı filmi: Spotlight” yazısına da göz atmanızı tavsiye ederim. Filmi de mutlaka izleyin.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön