Her Şeyi Bilmek Arzusu

Her Şeyi Bilmek Arzusu
Her Şeyi Bilmek Arzusu

 Geçenlerde haber izliyorum…

Uzun uzun dünyanın en liberal şehrinde yaşasa bile insanlar arasında yaşadığı sıkıntılardan bahseden bir kadının röportajına denk geldim. Kadın yaşadığı olayı ellerini kollarını o kadar güzel kullanarak anlatıyordu ki, “Yemen’de açlıktan ölen çocuklar mı; bu kadının dertleri mi” diye sorsanız o an “Yemen kim köpek ya, şu kadının haline bir bakın vicdansızlar” diyebilirdim. Üzüldüm izlerken…

Başka bir kadın Google mühendisi olduğunu ve erkekler arasında yaşadığı sıkıntılardan bahsetmiş bir dergi röportajında. Röportaj iki sayfaydı ve iki sayfa boyunca eril medeniyetin ne kadar da insanları mağdur ettiğinden bahsetmişti. İşte arkamdan baktılar, otururken kestiler gibi genel ağlak ifadeler, bilirsiniz. Sonra ben ciddi ciddi bu kadına da üzüldüm.

Bir başkası bir gazetede, Alaska Lisesinde düzenlenen yüzme turnuvasında uygun yüzme kıyafeti kullanmayan öğrencilerin diskalifiye edilmesinin ne kadar yanlış olduğunu falan anlatmış. Uzun uzun yüzme mayoları üzerinden analiz yapmış. Valla ben yazının sonunda onlara da üzüldüm.

Bir depresyon anında karıncayiyenlerin karınca yiyerek doyamayacaklarını düşünüp üzülen biri olarak benim üzülmelerim referans alınacak ciddiyette değil, tamam bunun farkındayım; ama insan olarak gereksiz her habere anında ulaşmak ruhsal olarak çok yorucu değil mi ya?

Mesela, Petek Güveleri 320 MHZ’ye kadar sesleri duyabiliyor. İnsanın duyma sınırı 20 KHZ. Neden petek güvesi değil de insan olarak yaratıldık? Baykuşlar 4000 metre ilerideki avlarını görebiliyorlar. Acaba neden baykuş olmamız istenmedi? İç organlarımız çalışırken fön sesi gibi bir ses çıktığı söyleniyor, içerisi çok gürültülü. Bu kadar yakın olan bir şeyi Allah neden duymamızı istemedi acaba?

Bunun hikmeti insanın sorumluluk sahibi bir varlık olarak yaratılmasında gizli. Gözünün gördüğü şeyden mesulsün. Çünkü olaya sen vakıfsın, sen gördün, duydun ve yaşadın. Duyduğun ya da tanık olduğun şeyi fıtraten düzeltmek istiyorsun. Yapamayınca da kendine olan öz saygını yitiriyor, dünyadaki problemlere yeteri kadar duyarlı olamadığın için kendini suçluyorsun. Bu da beraberinde tembelliği getiriyor, omuzların düşüyor.

Habere kolay ulaşabilme konforu yüzünden Çin’de birinin karnı ağrısa haberimiz oluyor ve neden karnının ağrıdığına dair tahmin yürütüyoruz. Hiçbir alakamız yokken “Allah Allah adamın karnı neden ağrıdı açana ya” diye istemsiz dertlenirken buluyoruz kendimizi. Kimi oradan çıkıyor “gözleri çekik o yüzden” gibi saçma sapan bir önerme ile geliyor bir diğeri “o kesin yağlı yemiştir akşamdan” gibi kesin yargıya varıyor. Al sana nur topu gibi bir derdin var ve mutsuzsun.

Bu şu demek değil: “Dünyadaki haksızlığa sessiz kalalım, bize ne canım bombalanan çocuklardan, topraklarından sürülen insanlardan, açlıktan ne halleri varsa görsünler.” Bu tip büyük olayları kastetmiyorum. Ama Allah aşkına filanca popçunun ayağından çıkan çıbanı ameliyat ettirirken aradan çıkardığı burun estetiğinden bana ne?   

Neden zihnimi gereksiz haberler haberler ile doldurup zihnimi yorayım ve beraberinde mutsuz olayım?

Kapasitemizin sınırları ile alakalı bir başka Kas, Göz, Kaş Ve Kasılan İnsan Anatomisi başlıklı yazı da okunabilir.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook