Başkası Olma Kendin Ol!

Bir hikâye var…

Hikâyeye göre kadının biri zengin bir evde temizlikçi olarak çalışır. Dışarıda da nasıl yağmur yağıyor ama göz gözü görmüyor. Son rötuşları yapıp tam çıkacakken temizlik yaptığı evin beyi gelir. Evin hanımı da eşini görünce önce yüzünde tebessüm sonra kocaman bir panik ile: “Hayatım hoş geldin sefa getirdin, canın ne istiyor hemen hazırlayayım. Aaa sen ıslanmışsın da hasta olacaksın, çıkar şu üstündekileri ben sana kıyamam” diyerek kocasını üstünü değiştirmesi için içeriye götürür.

Sessiz sessiz hem işini yapıp hem olan biteni izleyen temizlikçi kadın içinden: “Kadına bak kocasını ne güzel karşıladı, eve gidince bende kocama aynısını yapayım benim kocamın bu adamdan neyi eksik o da en güzelini hak ediyor” diye geçirir.

Temizlikçi kadın işini bitirip evine gider ama o sırada yağmur tüm şiddeti ile hâlâ devam ediyor. Kocası gelmiş girmiş içeriye, dönmüş o da kocasına aynı diğer kadın gibi ses tonunu incelterek, gözlerini de kocaman açarak: “Ooo hoş geldin hayatım günün nasıl geçti, canın ne istiyor söyle hemen yapayım, ya da dur sen şu üstünü değiştir, çok ıslanmışsın İT gibi de titriyorsun” der.

Bazen bazı şeyler üstümüzde ne kadar uğraşsak bile eğreti duruyor, aynı bu hikayedeki gibi değil mi? Sanki başkasından ödünç alınmış elbise kadar iğreti duruyor üzerimizde davranışlarımız. Belki yetiştirilme tarzımız, belki İbn Haldun’un ifadesi ile coğrafyanın kader oluşu, hep sakladığımız yerlerden açık verdiriyor bizlere.

Muhteşem taklitçiler olsak bile, özümüz satır aralarında mutlaka çığlık atıyor.

Genelde Avrupa’da yaşayan Türkler bu saklambaçta sobeleniyor. Görünüşleri ile ve onlar kadar mükemmel dil hakimiyetine sahip olsalar bile ‘Türk müsünüz?’ sorusunun muhatabı olmaktan kaçamıyorlar. Kendimiz gibi olmayı yeterli görmüyor, başkaları gibi olursak hakiki mutluluğu yakalayacağımızı zannediyoruz çoğu zaman.

Buradan Avrupalı Türklerin mutsuz oldukları anlamı çıkmasın. Sadece insan olarak kodlarımıza yerleşen şeylerden kolay kurtulamadığımızı anlatabilmek açısından bu örneği verdim.

Mesela erkekler bu konuda en çok eşleri üzerinden hataya düşüyor. Victoria Secret defilesini izleyip karısından Adriana Lima olmasını bekliyor adam. Lima’nın giydiği aynı dona binlerce lirayı verip eve gelince, karısı da öyle görünecek zannediyor. Karısı Lima’ya değil don giydirilmiş karnabahara benzeyince de hayal kırıklığına uğruyor. Olmuyor haliyle, olmayınca da donu deneyecek başka kadınlara gidiyor.

Sevdiği kadını ancak ayakkabı numarasından tanıyabilen Külkedisi hikayesindeki geri zekalı Prens gibi aval aval geziyorlar ortada. Sonra ömür geçiyor prens göbeği salıyor, külkedileri de prenslerin yüzüne bakmıyor. Hikâye hep aynı son ile bitiyor.

Kadınlar da benzer hataya internetten alışveriş yaparken düşüyor. En kusursuz mankenlerin en uygun kadraj ve lens ile çekilmiş bin çeşit fotoğrafın içinden seçilen ürün fotoğrafı ile karar veriyor ne alacağına. Gelen elbise üstlerinde hindiye zorla kalem etek giydirmişsin gibi durunca da “bedeni yanlış geldi bunun” diyor. “Yoo aslında hatasız geldi de üstüne gelmedi o” diyemiyorsun.

Ama taklit hayatlar beraberinde kendine güvensizliği de getiriyor biz bu mevzuyu ıskalıyoruz sanki. İnsanlar gerçek dünyanın acımasız yüzü ile tanışınca, balo kıyafetlerini de çıkarmak zorunda kalıyor haliyle. Çıkan balo kıyafetlerini o kadar benimsiyor o kadar kendisi zannediyor ki kişi, gerçek dünyaya adaptasyon sağlaması da zorlaşıyor.

Aslında hiç de maço karakteri olmayan ama sosyal medyada öyleymiş gibi davranan adamlar, gerçek hayatta biri dibinde kız kaçıran patlatsa duvara tırmanıyor.

Kadınlar estetik merkezlerinin önlerinde uzun kuyruklar oluşturuyor. Hepsi birbirine benzemek için para veriyorlar. Kaşları, dudağı, saç rengi diğerleri gibi olursa hakiki mutluluğun Nirvana’sında 2+1 ev çıkacak zannediyor.

Komik de oluyor bana göre ama yaşayana göre de öyle mi?

Bir müddet sonra haz ile mutluluğu karıştırmanın ve hazza yatırım yapmanın sonuçlarını da acımasız şekilde alıyorlar. Haz anlık tatmin sağladığı için haz eşikleri yükselen insanlardan “beni artık hayatta hiçbir şey mutlu etmiyor” sızlanmalarını duyuyoruz.

   İnsan en çok kendine yabancılaşıyor…

Taklit hayatlar yaşamanın insan psikolojisine etkisi ile alakalı bir başka yazı “Esame Defteri Soldan Verilenler” de bi okunabilir.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

%d blogcu bunu beğendi: