Öz güvenli Mi Yoksa Kibirli Misin?

Özgüvenli Misin Yoksa Kibirli Mi?
Özgüvenli Misin Yoksa Kibirli Mi?

Eşeklerden bir eşek günlerden bir gün tarlalardan bir tarlaya işer. O gün suyu çok mu içmiştir nedir epeyce de birikinti oluşur. Bir rüzgâr eser o anda, mevsimlerden de sonbahar. Bir yaprak havalanır sonra, birikintinin üstüne düşer. Pisliğin kokusunu alan bir sinek de gelir yaprağın üstüne konar. Gözlerine kısar, omuzlarını dikleştirip göğsü kabarır ve: “bu deryaların sahibi artık benim” der. Kibirli insanın halini tasvir etmek için çok defa anlattığım fıkralardan biridir bu. Kibirli insanların sanılanın aksine akıllı olmadıkları; ama kendilerini akıllı gibi pazarladıkları artık bilinen bir şey. Bilinen diğer şey ise hemen hemen hepsinin mutsuz olduğu gerçeği.

Şu dünyada insana tevazu elbisesi kadar yakışan bir giysi görmedim. Ama insanlar ısrarla kendilerini çirkin, akılsız ve ucuz gösteren kibir elbisesini giymekte ısrar ediyorlar. Bunun en önemli sebebi öz güven eksikliğini sahte öz güven ile kamufle edebilmek.

Çok pahalı, bedeli fazla bir çantayı alamayanlar sahtesi ile kendilerini tatmin ettikleri gibi; özüne güveni olmayanlar daha doğrusu onu beslememiş, geliştirmemiş olanlar da varmış sanki öyleymiş gibi davranma yoluna gidiyor. Çünkü öz güven pahalı bir sonuçtur. Kendiliğinden olmaz. Bazı bedeller ödenerek, bazı başarılara imza atılarak kazanılan bir şeydir.

Ama kibir öyle değil ki, bedava ve ulaşması kolay bir durum.

Çakma çantanın orijinal olana kıyasla hemen yırtılması, eskimesi gibi kibrin de öz güvene kıyasla raf ömrü çok kısa. Bunu kibirli insanların çok mutsuz, huzursuz, çevresi ile kavgalı olmalarından anlıyoruz.

Kibir Nedir? Kibirli Kime Denir?

İnsan iç huzursuzluğunun sebeplerini ararken yollar onu yalnızlığa götürüyor. Çok yalnız olduğunu, çevrende kimsenin kalmadığını, yürüdüğün yolların ıssız olduğunu fark ediyorsun. Sonra, yalnızlık yollarında kibir taşlarına takılıyor ayakların. Kibir taşlarına takılıp her düşüşünde de kendi dikkatsizliğine değil, taşlara kızıyorsun. İşte bu kibirdir.

Ayağa kalkıyorsun yalnızlık yollarında yürürken, yalnızlığına isyan ediyorsun. Kibrin seni dev aynasında gösteriyor; ama dönüp aynada kendine bakmayı akıl etmiyorsun. Aynada kendin ile yüzleşsen öz güven sahibi olacaksın; ama sen dev aynasında sahte suretin ile oyalanıyorsun. İşte bu kibirdir.

Aynada gördüğün sahte surete hayran kalıyorsun. Herkesten üstün ve özel olduğunu düşünüyor, insanların seni anlamadıklarına inanıyorsun. Senin seviyene çıkabilseler seni kesin anlayacaklar; ama onlar zavallı ezikler, oysa sen Kaf dağının melikisin. Kimse kıymetini bilmiyor. Kimseden eksiğinin olmadığını görsen o aynada öz güven sahibi olacaksın; ama sen herkesten daha özel olduğunu düşünüyorsun. İşte bu kibirdir.

Kibir ile öz güven arasında ki fark “başardım” ile “başarabilirim” arasındaki fark gibidir. Çünkü kibirli insan “zanneder” öz güvenli insan başarabileceğini “bilir.”

Kibir çocuk oyunlarına benzer birazda. O sırada seni mutlu eder ama asla tatmin etmez. Hep daha fazla oynamak daha fazla doyuma ulaşmak istersin; ama oyunun bir yerde bitmesi gerekir. Oyunun bittiği yerde de ağır depresyon boy göstermeye başlar. Kibrinden dolayı yalnızlığına ve derdine çare olacak insanlar çevrende kalmayınca, çareyi ilaçlarda ararsın.

Karar vermek gerekiyor aslında, içi boş ve devamı olmayan boş bir kibir mi bizde olan; yoksa içini başarı ve tecrübeler ile doldurduğumuz bir öz güvene mi sahibiz?

Kibirli Olup Olmadığımızı Nasıl Anlarız? Kibirli İsek Bunu Özgüvene Nasıl Çeviririz?

Başkalarının mutsuzluğunu, düşmelerini, hata yapmalarını kendi mutluluğumuza yontuyor kendi sağlamamızı onların üzerinden mi yapıyoruz; yoksa onların durumuna gerçekten üzülüp bundan ders mi çıkarıyoruz?

Her konuda bir fikrinin olması sana tuhaf geliyor mu; yoksa “ben bu konunun uzmanı değilim” ya da “bilmiyorum” demek senin için kolay mı?

Bu soruların cevabını insan kendine samimi olarak verdiği zaman yalnızlığının da mutsuzluğunun da çaresini muhakkak bulur.

O bitmek tükenmek bilmeyen hırslarının da kavgalarının da bir sonu gelir.

İnsan gerçekten isterse sahte kibir elbisesini çıkarıp yerine yaşanmışlıkları ile ördüğü öz güven elbisesini giyebilir.

Yeter ki istesin…

Bir sandalye çekin karşınıza, sandalyeye de kendinizi oturtun. “Derdin ne senin” diye başlayın dertleşmeye. Neden bu kadar için daralıyor? Üç günlük dünyada, sınırlı nefesinde neden herkes ile kavgalısın?

Sorun bunları hiç çekinmeden kendinize.

Samimi cevaplar verin, kendinizi kandırmadan ve aklamaya çalışmadan. Savcısı olun kendinize kuracağınız darağacının. Gerekirse kendi kaleminizi kırın, öldürün bütün huylarınızı.

Bunu yapmadan yani insanın kendi kusur ve hataları ile yüzleşmeden yani kendini temize çıkarmaları bitmeden yani insan olduğunu insan fark etmeden yeniden başlamak imkânsız gibi…

Kendi kusurları ile yüzleşmeyen insanların, insani ilişkilerinde çare arayışları da samimiyetsiz geliyor bana. Teşhis edilmeyen hiçbir hastalık doğru tedavi edilemezken bizler direkt tedavi yoluna gitmeye çalışıyoruz.

Sonra başkasının pisliği üzerinde hükümdarlığınızı ilan eder de farkına bile varmazsınız.

Çünkü kibrinden dolayı gelişmeye akıl almaya kapalısın. Bu yüzden durumunun da farkına varamıyorsun. Kendin üretemeyince başkasının pisliği üzerinde hükümdarlık kurmak sana daha kolay geliyor. Etrafına emirler yağdırmak, insanları aşağılamak, sende olan bir huy başkasında varsa herkesten daha fazla onu kötüleyerek kendini kamufle etmek daha çok işine geliyor.

 Ama işte o oynadığın rol sana olmuyor iğreti duruyor, lütfen…

Konu ile bağlantılı “Öz Güven Nedir?” yazısı da okunabilir.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook