Montaigne Kimdir? Hayatı, Çıkmazları ve Felsefesi

Montaigne Kimdir? Hayatı, Çıkmazları ve Felsefesi

Montaigne kimdir sorusuna da Montaigne nasıl hayat yaşadı sorusuna da hiç düşünmeden “Nasıl yaşamalı sorusuna cevap arayan adamdır.” diye cevap verebilirim. Çoğu bilim adamı “nasıl daha uzun yaşarım, nasıl ölmem?” sorusuna cevap ararken, Montaigne “nasıl daha iyi yaşar ve mutlu ölürüm?” sorusuna yanıt aramış. Ve onu en ilginç kılan da bu olmuş sanırım.

Karısı kız çocuk doğurdu diye ona küsen bir adam adiliğinden, “tüm dünya halklarını hemşehrim sayıyorum” deyip kucaklayacak kadar geniş bir yüreğe sahip olan adam olgunluğunu erişmenin de adıdır aynı zamanda Montaigne.

Montaigne aynı zamanda serbest düşüncenin deney tahtası haline gelmiş ilk insandır ve bu deneye kendisi gönüllü olarak katılmıştır.

Bir başka enteresan olan şey, Montaigne yaşamı boyunca kaliteli yaşamın peşinde koşmuş ama; bunu köydeki şatosuna kapanarak yapmış.

Montaigne Biyografik Hayatı

Montaigne’nin hayatını iki döneme ayırmak daha doğru diye düşünüyorum. Birincisi belediye başkanlığı, sulh ceza hakimliği, askerlik dahil tüm burjuva işlerini yaptığı o soylu (!) bir hayat. İkincisi de işe kendisinden başlaması gerektiğine karar verdiği ikinci hayatı.

Bu ikinci hayatında ölmenin vazgeçmeyi yaşamanın ise tutunabilmeyi temsil ettiğini fark eder. Bu bilince vardığı 1572 senesinde de ünlü “Denemeler” kitabını yazmaya karar verir.

“Denemeler” kitap analizini ŞURAYA yazmıştım. Okumak isterseniz bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Yıllarca askerlik, bürokratlık dahil tüm burjuva işlerini yapan Montaigne, hayatının sonlarını bir evde tek başına geçirerek bitirmeyi tercih etmiş. Muhtemelen kaliteli yaşamanın mal mülk ile olmadığını yaşayarak öğrenmiş olmalı.

Evinde kaldığı o süre içinde ruh ve fikir günlükleri tutmuş ve adeta bu günlükler ile kendi ameliyatını kendisi gerçekleştirmiş.

Montaigne kimdir diye araştırırken beni en çok şaşırtan nokta ölümden çok bahsediyor olmasıydı.

Ölüm konusunu o kadar kafaya takmış ki başta buna anlam veremiyorsun. Ancak araştırdıkça gördüm ki hayatındaki tüm insanların, 6 çocuğu da dahil erken yaşta ölümüne şahit olmuş. Hayatta kalabilen son kardeşini de bir spor müsabakasında kaybetmiş ardından da en sevdiği arkadaşını vebadan yitirmiş. Bu onu ister istemez bir çıkış noktası aramaya itmiş olmalı. Ölüm konusunu sonradan kafasında halletmiş olmalı ki, onun ölümü yorumladığı satırları okumak gerçekten insanı rahatlatıyor.

”Bu kadar kesif ve olağan emsaller gözümüzün önünde dururken, bizi yakamızdan sımsıkı kavramış olan ölümden zihnimizi nasıl kurtarabiliriz?” diye sormuyor adeta acıdan inlediğini fark ediyorsunuz satırlarında.

Daha sonra adeta bir çıkış bulup ”ölüm” diyordu, ”yaşamımızın sonuna doğru bizi bulacak olan bir şeydir, onun için endişelenecek pek de bir şey yoktur, zaman harcamaya değmez.” diyor.

Diyor demesine de kısa süre sonra attan düşüp ölümün kıyısında buluyor kendini.

Ölümün kıyısına gelmek ölecek olduğunu zannetmek onu o kadar etkiliyor ki sık sık uçağına o anı yeniden anlattırıyor unutmamak için.

Uşakları onu derhal şatosuna getirir ve o getirildiği anı ”canımın dudaklarımın ucunda tutunduğunu sanıyordum; ona yardım etmek için gözlerimi kapıyor, onu dışarı ittiğimi sanıyor, kendimi bırakmaktan, uyuşmaktan büyük zevk duyuyordum. ruhumda yüzen yumuşak, zarif bir hayâldi ama aslında rahatsızlık şöyle dursun, uykuya dalmak üzereyken hissedilen o tatlı huzur vardı bunda.” diye anlatır. Tüm sevdiklerinin ölüm anlarına şahit olan bir adam için bu denetim çık önemli olmalı ki hiç unutmak istemez.

Attan düştükten sonra öleceğine o kadar inanmış ki verilen ilaçları bile reddetmiş. Günler sonra iyileşmeye başladığını ölmeyeceğini anlayınca da bir karar vermiş, bu hayat çok kısa ölmeye değil yaşamaya odaklanmalıyım.

Bütün işlerinden istifa edip evine kapanması da bu olaydan sonra gerçekleşir.

Montaigne, insan kendini anlayamadan başkasını da anlayamaz diye yola çıkmış ve 38 yaşında 1571 yılında kendini babasından miras kalan bir şatoya kapatmış. Vefat edeceği 1592 yılına kadar da burada yaşamış.

1592 yılında Montaigne, böbrek sancılarına tutulmuş hastalığı ilerlemiş ve iltihap boğazlarına kadar yayılmış. Tüm vücudu şişen Montaigne’nin soluk almakta yaşadığı güçlük son bulmuş ve son nefesini de vermiş. Vefatından sonra kalbi Saint Michel Kilisesi’ne konmuş. Kalpsiz bedeni son olarak 1594 yılında ebedî istirahati için bir lahide yerleştirilmiş olsa da türlü olaylar sebebiyle Montaigne’in cesedi, çeşitli restorasyonlar ve siyasî olaylar sonucunda çeşitli yerlere taşınmak zorunda kalmış. Ölünce rahata ereceğini zanneden Montaigne ölünce de rahata erememiş anlayacağınız. Son olarak gerçek bir istirahate kavuşan Montaigne’in kemikleri, 1886 yılında bugünkü yerine, Bordeaux’ta bulunan D’aquitaine Müzesi’ne taşınmış.

Montaigne Bilim, Sanat ve Düşünce Hayatına Katkısı

“Şu dünyadaki görevimiz, kitaplar dolusu bilgiyi yutmak değil, kendimiz için sağlam bir ahlak oluşturmaktır; savaşıp ülkeler fethetmek değil, doğru dürüst, insanca yaşanmaktır.” diyen eski bir politikacı ve asker. İnsanın içsel yolculuğu ve değişimlerine kendi üzerinden ayna tutuyor. Düşünce hayatının bu kadar savrulmuş olması da Montaigne’nin bilim, sanat ve düşünce hayatına nasıl bir katkısı olduğunu da merak ettiriyor.

Montaigne, kendinden sonraki yüzyılın büyük düşünürü olarak görülecek olan Descartes’ın tam zıddı düşüncelere sahipti. Descartes’a göre hayvanlar, mekanik yapıya sahip birer robotturlar. Üremeye, uyumaya, dışkılamaya, yemeye, avlanmaya programlanmışlardır ve bunun gereğini yerine getirmektedirler. Etkileşim, hayal görme, düşünme gibi türlü şeyler onlardan çok uzaktadır. Bunun aksini iddia etmek de tam anlamıyla bir deliliktir.

Montaigne’e göreyse hayvanlar da tıpkı insanlar gibi sosyal örgütlere, belli bir zekâya sahip, rüya görebilen, duygulanan varlıklardı. Bizim Tanrı’ya onlardan yakın olduğumuzu kim söyleyebilirdi ki? Bunu neye göre hak ediyorduk? Bugün bilimsel çalışmalar Montaigne’ yi haklı çıkarıyor.

Denemelerde, kedisiyle oynadığını belirten yazar, aslında kedinin mi kendisiyle yoksa kendisinin mi kediyle oynadığından şüphe duyduğunu söyler. Bizi birbirimizden farklı kılan tek şey, dünyayı algılama biçimimizdir, diyordu.

Üç yüzyıl sonra hemen her profesyonel filozofu eleştiri yağmuruna tutan, balyozuyla felsefe yapan Nietzsche, konu Montaigne olunca takdir etmekten geri durmaz. Onun, bu öz farkındalığını ve hayvanlarla olan bazı ortak güdülerimizi gün yüzüne çıkarmasını pek önemser. Montaigne için ”ruhların en hür olanı ve en kudretlisi” ifadelerini kullanır. Eğitimci olarak Schopenhauer kitabında da Schopenhauer’u Montaigne’den sonraki en samimi filozof olarak nitelendirir. Nietzsche için Montaigne, hasret duyulan hayatı yaşamıştı: ”böyle bir adamın yazmış olması, bu dünyada yaşamamın sevincini artırdı.”

Nietzsche, haklıydı. Montaigne’i okuduğunuzda yaşama sevinciniz artar, onun tarafsız, özgür ve her şeyden öte samimi üslûbunda mutlaka kendinizden bir şeyler bulursunuz. Bazen o denli hassas bir insanla karşılaşırsınız ki okuduğunuz sayfada duraklayıp düşünmeye yönlenirsiniz. Bir ata binerken dahi ”acaba at mı beni kullansa” diyebilecek kadar derin bir hassasiyettir bu.

”Tüm bunlar söylenmemiş olsa bile, bizi sadece yaşamı ve duyguları olan hayvanlara değil, ayrıca ağaçlara, tüm bitkilere bağlayan bir saygı, genel bir insanlık görevi vardır. İnsanlara adalet borcumuz var: diğer varlıklara da anlayacakları iyilik ve incelik borcumuz var. Onlarla aramızda bir tür alışveriş ve karşılıklı görev var.”

Her insan gibi seveni ve sevmeyeni olmuştu elbette fakat onu okuyanların birçoğu, eserde mutlaka kendilerine ait bir şeyler bulduklarını söylüyorlardı. Her şeyi eleştirilebilirdi: dini sorgulamanın dışında bırakması, gereksiz ayrıntılara yer vermesi, konuyla başlığın uyuşmaması vesaire. Eleştirilemeyen tek noktası ise yazılarına hâkim olan samimiyet ve doğallıktı.

İçe dönük gözlem tekniğiyle yazılan bu eserde her birimiz hâlâ kendimize ait birçok şey bulabiliyoruz. Çağlar öncesinden bizlere seslenen bir düşünürün varoluş kaygılarını, inançlarını, ümitlerini, acılarını en hakiki biçimde hissediyor ve zihnimizde kurguluyoruz. Onun da Terentius’tan alıntı yaptığı sözün haklılığı bir kez daha yüzümüze çarpıyor:

”İnsanım ve insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değildir.”

Montaigne

Etiketler
slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot - Goldenbahis yeni giriş -
Baymavi