Huneyn, Havazin Ve Halimiz

fosyoloji tarafından tarihinde yayınlandı

Huneyn savaşıydı. Mekke’nin fethinden hemen sonra Havazin Kabilesi “sıra mutlaka bize de gelecek” düşüncesi ile savaş hazırlıklarına başlamıştı. Tahminleri boşa çıkmadı kabilenin, İslam ordusu 12 bin kişi ile Havazin kabilesinin üstüne yürüdü.

Sefer sırasında, Mekke’yi almanın da verdiği güven ve rehavet Müslümanları tedbirsiz davranmaya sevk ediyordu. Herkesin kafası “Mekke’yi bile alan Müslümanlar Havazin gibi bir kabileyi mi yenemeyecek” düşüncesi ile çok rahattı.

O kadar emindi ki herkes Mekkeli Müşrikler bile müslümanlar kazanacak diye 70 kişi ile “ganimet alırız umudu” ile orduya katılmıştı.

Kabilenin bulunduğu vaadi tepeleri, gizli geçitleri ile pusu kurmaya çok müsaitti. Avuçlarının içi gibi bildikleri bu vaadi de onlar da öyle yaptılar.

Pusu kurdular…

Müslümanlar Peygamber’in bütün uyarılarına rağmen tedbir almadılar. Saklandıkları yerden çıkan Havazinliler Müslümanları şaşkına uğrattı, 12 bin kişilik ordu çil yavrusu gibi dağılmaya başladı.


Huneyn Savaşında Peygamberin Yanında Sekiz Kişi Kaldı


Bunlardan ikisi o sırada oğlu Abdullah’a hamile olan Ümmü Süleym, diğeri Ümmü Umare…

Ümmü Umare, Ümmü Süleym’in yerden aldığı bıçağa baktı o da yerden bir kılıç aldı ve avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı kılıcını kaldırarak:

“Allah rasülunü bırakıp nereye kaçıyorsunuz? Bu nasıl şey?”

Onun bu bağırması ile dağılan İslam ordusu yeniden toparlandı.

Ganimet almak için orduya katılmak, rehavete kapılmak, lideri dinlememek, düşmanın hep pusuda olması, dağılıp giden bir ordu, şımarmak ve canını dişine takan insanlar.

Ne kadar da günümüzü anlatıyor değil mi?

Ufak ayrılıkları bahane edip kaçanları, farklı fikirlere tahammül edemeyip küsenleri, ordu dağılsın diye hamaset dilini kendine anadil belliyenleri, tekfir etmek için pusuda bekleyenleri, düşmanlıklara bahane arayanları gördükçe ben de Ümmü Umare gibi bağırmak istiyorum:

“Nereye kaçıyorsunuz, bu nasıl şey?”

Birbirimizi sevmek için bin bahanemiz varken, sevmemek için bir farklılığa yapışıyor oluşumuz kadar insanın içini acıtan bir şey yok. Anlamaya çalışmak, tanımaya çalışmak, dinlemeye uğraşmak varken hamaset ile yatıp hamaset ile kalkmanın kime faydası var bilmiyorum.

Fitne çıkmasın diye münafıkları bile ifşa etmeyen “filanca münafıktır” demeyen bir Rasülün ümmeti olduğumuzu neden unutuyoruz?

Ezgi Akgül

Birbirimizi anlamak için hal dilini öğrenmek zorundayız. Bununla alakalı ŞURAYA bakabilirsiniz.

 



Kategoriler: bi HAKİKAT söyle

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir