Öz Güven Geliştirmek Mümkün Olan Bir Şey Mi?

Kesinlikle evet.

Geçenlerde anahtarımı kaybettim. Eve gelince üstüne bir de kapıda kalınca fark ettim olmadığını. İçgüdüsel olarak adımlarım beni geçtiğim yollara yönlendirdi. Anahtarımı kaybedeli muhtemelen daha yarım saat olmamıştı. Kuzey İrlanda’da olma ihtimali de sıfırsa geçtiğim yollarda kaybetmiş olmalıydım. 

Geçtiğim yolları yeniden geçmeye; ama daha dikkatli bakmaya devam ederek gitmeye başladım. Çok sürmedi anahtarı arka sokakta buldum. Bu kaybedilen her şey için geçerlidir aslında, bir şeyi kaybetmişseniz bulmak için önce geçtiğin yollara bakarsın.

Kaybedilen öze güven de bu yöntemle kaybedilen yollardan yeniden geçerek ama bu defa daha yavaş ve dikkatli olarak bulunabilir. Kendine olan güveni nasıl kaybettin? En son onu nerede gördün?

İnsan herhangi birine ya da bir arkadaşına ya da eşine ya da sevgilisine ya da patronuna güvenini nasıl yitirir? Sözünde durmazsa, yalan söylerse, yapamayacağı vaatler ile sizi oyalarsa değil mi? İşte aynı hataları yaparak insan özüne olan güvenini de kaybediyor.

“Pazartesi kesin diyete başlıyorum” diye kendine söz veren ama; bunu yapamayan biri kendine olan güvenini zamanla kaybediyor aynı başkasına olan güvenini kaybettiği gibi. “Yarın kesin kitap okuyacağım” diyen biri de aynı şekilde kendine saygısını yitiriyor. “Sigarayı bu paket bitince kesin bırakırım” diye kendini kandıran kendi ile küsüyor.

Peki Öz Güven Geliştirmek İçin Neler Yapılabilir?

İlk iş ilk yapacağınız şey geçtiğiniz yollardan geçmeyi denemek olmalı. Kaybedilen şey geçtiğiniz yerlerdedir başka nerede olacak? Maddi bir şey değil ki biri alıp götürmüş olsun özünüze güveni.  

“Pazartesi diyete başlayacağım” diye kendinizi kandırmak yerine pazartesiden itibaren yeşil çay içmeye başlayacağım gibi daha rasyonel ve yavaş adımlar ile yolunuza devam edebilirsiniz.

“Yarın kesin kitap okuyacağım” yerine “yarın mutlaka 5 sayfa kitap okuyacağım” diye söz vererek ama o 5 sayfayı geçmeyerek başarma duygusunun keyfine varabilirsiniz.

“İşten ya da okuldan gelince mutlaka spor yapacağım” demek yerine “okuldan gelince 20 dakika mutlaka yürüyeceğim” gibi daha gerçekçi hedefler koyarak kendiniz ile barışabilirsiniz.

“Bu paket bitsin sigarayı bu defa bırakıyorum” demek yerine her gün bir tane azaltarak bunu başarmak varken kendimizin bile inanmadığı sözler veriyoruz kendimize.

Atalet (Tembellik) Öz Güveni Nasıl Etkiler?

Bu verilen ve tutulmayan sözler de beraberinde kendine kırgınlıkları, kırgınlıklar da “zaten benden adam olmaz” diye düşündürüp ataleti getiriyor.

“Modern çağ insanın en büyük sorunlarını sayın” diye bir soru sorulsaydı bana, en başa “ATALET” kavramını koyardım. Atalet; bir sorunun ne olduğunu bilip onu nasıl çözeceğini bildiği halde harekete geçme isteğinin olmaması olarak da tanımlanabilir.

Kilo vermeniz gerektiğini biliyorsunuz, nasıl vereceğinizi de biliyorsunuz, vermezseniz hangi hastalıkların sizi bulacağını da biliyorsunuz ama harekete geçmek için o motivasyona bir türlü sahip olamıyorsunuz. İşte buna atalet deniyor.

Atalet sahibi insanların genel profillerine bakıldığı zaman âtıl kaldığı o problem ile daha önce uğraşmış başaramadığı için de kendine olan öz güvenini kaybetmiş olduklarını görürsünüz.

Özüne yani kendine güveni artan, başarılarına yeni başarılar ekleyen, daha doğru ifade edecek olursak kendi ile en sonunda barışan insanların daha mutlu oldukları su götürmez bir gerçek.

Bu insanlar kendileri ile barıştıkları oranda hayattan keyif almaya başlıyor bunu artırdıkça da bu keyif alma oranı paralel olarak artıyor. Kendi ile barışan insanlar başkaları ile de barışmaya başlıyor bu defa.

Özüne güvenen biri başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü önemsemiyor. Ne söyledikleri ne yaptıkları umurunda olmayınca da hayat daha çekilir bir yer oluyor.

Özüne güvenini yeniden kazanmayan insanları izlediğim zaman büyük ekseriyetinin çok kırılgan insanlar olduğunu görmüştüm. Ne desen kırılıyor sonra o kırgınlıkları kendine koruma kalkanı yapıyorlardı. Üzüldükleri şeyler sanki onların hayata tutunması için kullandıkları ip gibiydi. Affedemiyorlardı kimseyi.  

Affetmedikleri her insan da onlara artı üzüntüleri beraberinde getiriyordu.

Sonra insanlardan vazgeçme eşiği devreye giriyor. Yalnız kalmayı onlarla uğraşmaya tercih eden milyarlarca insan var artık.

Kendi ile barışmayan insanların başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesini beklemek; insanın dirseğini yalamayı başarması ile aynı oranda mümkün.

Evet bazen bunu yapanlar çıkabilir ama insanların hemen hemen hepsi dirseğine dilini değdiremez. Evet kendi ile sorunu olan bazı insanlar başkaları ile iyi ilişkiler kurabilir.

Bazen…

Bu şanslı insanlar arasında olduğumuzu zannetmiyorum. Hele kibri öz güvenle karıştırıp kendi benliğimize yatırım yapmayı ıskaladığımız müddetçe, diğer insanlar ile sorunsuz ilişkiler yaşamamız imkânsız gibi görünüyor.

Yazıyı tamamlayan  “Öz Güven Nedir?”  ve  “Özgüvenli Mi Yoksa Kibirli Misin?” yazılarını da okumanızı tavsiye ederim.

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook