Pastoral Bir Senfoni: Andre Gide Kimdir?

Pastoral Bir Senfoni: Andre Gide Kimdir?
Pastoral Bir Senfoni: Andre Gide Kimdir?

Acısıyla, sancısıyla, şüpheleri ile tam da çağının adamı Andre Gide. Herkese değen ne varsa ona da değmiş bir savruluşun hikayesi onunki. Bir bunalımın senaryosu attığı her adım. İyi edebiyat, yanında da batının mide sancısı işte. 

Doğumu Sultan Abdulaziz’in Paris’ten dönmesi ile aynı tarihe denk gelir. Annelerin mutlaka Katolik olduğu Batı’da Protestan bir babanın çocuğu olarak gelir dünyaya. Sonrasında çok hastalığı çok kırılmışlığı çok içinde büyüten bir çocukluk geçirir. 12 yaşında babası ölünce de annenin ve teyzelerin iktidarı başlar. “Hayat yaş ile değil yaşamak ile anlaşılır” sözünün tarihçesi de buralarda gizli sanırım. 

20 yaşında okuldan mezun olunca bundan sonra ekmeğini sadece yazarak kazanmaya karar verdi. “Önem bakışında olsun, baktığın yerde değil” diyen Andre Gide belki de bakmak için Afrika’ya gider. Valizine bir sürü tecrübeyi ve sıkıntıyı koyarak döner. Ama asla gittiği gibi değil. 

Derdi ne bilinmez 1 yıl sonra yeniden gider Afrika’ya. Yeni insanlar tanır orada ve kendi ile de yeniden tanışır. Annesi rahatsızlanınca Fransa’ya dönmek zorunda kalır. Neden bilinmez annesi öldükten 1 ay sonra kuzeni ile evlenir. 

Edebiyat ile uğraşan herkesin bir şekilde uğradığı o durağa o da uğrar ve edebiyat dergisi çıkarır. Savaş zamanı orta yaşlı bir adam olarak Kızılhaç’ta yardım gönüllüsü olarak çalışır. Bu yıllar onun en saçmaladığı en bocaladığı zamanlara denk gelir. Yaptığı saçmalıkların bir kısmını sonradan savunur bir kısmını da sessizlikle unutmak ister. Türkiye’ de en çok bilinen eseri Pastoral Senfoni’yi 1919 yılında yayınlar. 

Pastoral Bir Senfoni: Andre Gide Kimdir?

Yansımalar kitabında bolca Türkiye seyahatinden bahseder. İstanbul, Bursa, İznik, Eskişehir, Konya ve Uşak gibi şehirleri dolaşır. Çağının tipik bir batılı yazarı olduğunu burada da gösterir. Aynı önyargılar, aynı köksüzlük, aynı kültürel üstencilik. Önyargıları üstüne yapışmış gibi seyreder İstanbul’u. 

1925’te Fransa’nın bir sömürgesi olan Ekvator Afrika’sına gider. Burada sömürgenin ne olduğunu çıplak gözleri ile daha iyi gözlemler. Ülkesine dönünce sömürge karşıtı yazılar yazmaya başlar. Sömürgeciliği yerdiği Kalpazanlar kitabı yayınlanır. Büyük ilgi görür haliyle. 

Yıllarca kafasında dönüp duran Komünizm artık onun için kaçınılmaz bir çıkış noktası haline gelmiştir. Sahte ama büyük büyük hayallerini de yanına alarak Sovyet Rusya’ya gider. Maksim Gorki’nin cenaze töreninde Kızıl Meydan’da büyük bir konuşma yapar. Bir müddet sonra da büyük konuşmasının bedeli olarak hayallerini de alıp geri döner. 

Yaşamının buraya kadar olan kısmına bir sürü kitap bir sürü şarkı bir sürü bir sürü mücadele bir sürü ödül sığdırır. Bu dünya yolculuğunu tamamlarken geride bir sürü kırgın akşam üzereleri bir sürü cesurca yazılmış yazı ve iyi edebiyat bırakır. 

Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook

Andre Gide Neler Demiş?

Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.

İhtişam baktığın şeyde değil bakışında olmalı.

Kitabım kendisinden çok kendi kendinle ilgilenmeyi öğretsin sana. Sonra kendi kendinden çok kendi dışında kalanlarla ilgilenmeyi…

Arzular! Hiç mi yorulmayacaksınız?

Güzel geleceği bekleyerek görkemli gençliklerimizi eskitiyorduk işte burada hata yapıyorduk.

İyi bir başlangıç yarı yarıya başarı demektir.

Hayat yaşla değil yaşamakla anlaşılır.

Çok yapılan tenkit ve çıkışlar şiddetini kaybeder. Tıpkı bir tanesi insanın ayağını acıtan çakıl taşının pek çoğunun üzerinde yüründüğünde tesirini kaybetmesi gibi.

Aptal görünmeye çalışmak en büyük akıllılıktır.

Her İsviçreli kendi buzulunu içinde taşır.

Umutsuzluk nedeniyle korkup kaçma. Umut umutsuzluğun ötesindedir. Aş yürü geç onu. Karanlık geçidin ötesinde ışık bulacaksın.

Nice hastalıklar vardır elde olmayanı istemekten gelir.

Kuşkular mutluluğu bize haram etmeye yeter.

İnsan kendini sürükleyeni isteyerek izlediği vakit bağını hissetmez ama direnmeye uzaklaşarak yürümeye başladığı vakit çok acı çeker.

Gerçeği arayanlara güven ve onların bulduklarından şüphe et.

Anı yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.

Karanlığa küfretmektense bir küçük ışık yakın daha iyi edersiniz.

Olmadığın insan olarak sevilmektense olduğun insan olarak nefret edilmek daha iyidir.

Hüzün dinmiş bir coşkudur başka bir şey değildir.

Başka birinin sizin kadar iyi yapabileceği bir şeyi bırakın o yapsın siz yapmayın.

Gerçeği arayanlara inanın. Bulduklarını iddia edenlerden çekinin.

Ruhumuz bir değer kazandıysa başka ruhlara göre daha candan tutuştuğu için kazandı.

Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir.

Sevmek insanların birbirlerine bakmaları değildir. Birlikte aynı yöne doğru bakmalarıdır.

Yükümüz ne kadar ağır ve zahmetli olursa ruhumuzu o oranda eğitir ve yüceltir.

Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan yeni okyanuslar keşfedemez.

Arkadaş insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı. Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini.

Her türlü kötülüğü yapmaya muktedir iken kötü bir şey yapmamak işte budur iyilik.

İnsan yalnız tek bir istemeli ve durmadan hep onu istemeli o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz.