Rölativizm Nedir?

Muhtemelen 4. yüzyılda da vardı “bana felsefe yapma” diyen üstün zekalı arkadaşlar. Onlardan mı bıktılar hakikaten boş konuşmanın ve düşünmenin para etmediğini mi fark ettiler bilmiyorum; ama Abderalı Protagoras, Leontinili Gorgias, Keoslu Prodikos, Elisli Hippias, Antiphon, Atinalı Thrasymakhos ve Kallikles gibi filozoflar bu işi paraya dökmeye çoktan karar verdiler.

O dönemin yaşam koçları olan bu abiler akıl isteyene aklı para ile dağıtıyorlardı. Hatta yine o dönemin yaşayan ünlü tarihçisi ve denemecisi Ksenophanes’in, “Her isteyene para karşılığında bilgelik satanlar” diye tasvir ettiği, bu yaşam koçu olmaya karar veren abilerdi. Yaşam koçları, başlarda pek önemsemediler kendileri hakkında söylenenleri. “Ben kendi hayatım hakkında karar veremeyecek ve yön veremeyecek kadar salağım şu işe bir el at” diyen bir sürü insana para karşılı el attılar, dert çözdüler.

Bir müddet sonra bir sürü farklı insan bir sürü konu hakkında farklı görüş isteyince ve genelde mevzularda birbirine benzeyince, hafiften hafiften rahatsız olmaya başladılar. O dönem okuldan arkadaşları arasında da muhtemelen dedikodu çıktı. “Kallikles çok üç kağıtçı olmuş diyorlar” gibi laflar kulaklarına kadar geldi bu uyanık sofistlerin.

Rölativizm Doğuyor

Bu çelişkinin bir adı olmalı diye düşündüler önce. Aynı dert ile gelenlerin bile çözüm önerileri başka oluyordu ve bu mahallede adlarının “yavşaklar” olarak çıkmasına sebep olmuştu. Bu işi para ile yapmayan filozoflara göre bunlar para için her şeyi söyleyen paragöz adamlardı. Söylediklerine artık güvenilmezdi falan işte…

İlk ve en büyük Sofist olan Protagoras’ın aklına bir fikir geldi. “Bireyin her şeyin ölçüsü olduğunu ve şeylerin de tıpkı insana göründükleri gibi olduğunu” söylerse buradan yürüyebilirdi. Söyledi de…

Bu fikri o kadar kabul gördü ki günümüzde adına Rölativizm denen felsefi akım ortaya çıktı.

Rölativistlere göre, bilginin temelini algı oluşturur. Mutlak ve değişmez bir hakikat olmayıp bilgi ve hakikat bireyin algılarına, toplumsal, kültürel ve kişisel eğilimlerine görelidir. “Anam herkesin doğrusu kendine bize ne yaa!” diyenleri de bir nevi yeni nesil rölativistler olarak kabul ederiz. Nasreddin Hoca’nın hani herkese “sen de haklısın” dediği o ünlü fıkra da rölativizme en güzel örnek aslında.

Bilginin kişilere, zamana, mekâna göre farklılaştığı düşüncesi aslında çok da yabana atılacak üstünde gırgır yapılacak bir konu değil. Sofistler bu felsefi görüşü kendi çıkarları için ortaya atmış olsalar da daha sonra bu görüş çok değişik şekillerde sahip çıkılmış ve geliştirilmiş.

Mesela Kültürel Rölativizm

Eskimoların daha geçen yüz yıla kadar bir gelenekleri vardı. Çok yaşlanmış, ölmek üzere olduğuna kanaat ettikleri yaşlıları soğukta dışarı bırakır ve ölmelerini beklerlerdi. Bu bizim gibi sıcak coğrafyalarda yaşayan insanlara göre çok kabul edilir görünmüyor; ama sınırlı yiyecek olan ve kış aylarının çok çetin geçtiği o coğrafyayı düşününce bu anlaşılır geliyor insana.

Ya da ineğe tapan insanların neden inek gibi bir hayvana tapma ihtiyaçları olduğunu buradan kestiremiyoruz. Bize göre inek taparken değil cız bız köfte olurken daha güzeldir.

Kültürleri anlama ve onlara saygı duyma sürecine sosyolojide “Rölativizm” deniyor.

Buraya kadar her şey anlaşılabilir geliyor.

Ancak insanın aklına bir sürü soru geliyor burada:

Eğer herkesi ve her olayı kendi içinde anlayacak ve saygı duyacaksak toplumsal sınırlar nereden başlayacak?

Bir cinayet işlemiş adama saygı duymamız, “olur ya öyle şeyler kim bilir” ne derdi vardı dememiz gerekir mi?

İnsanlar ile empati kurarken onların özgürlükleri nerede bitmeli? Sınır ne olmalı ki diğer insanları da anlamak(!) anlayış göstermek zorunda kalmayalım?

Her felsefik görüş gibi rölativizmde “ben soruyu sorar kalanına karışmam kanka” demiş bizi ortada bırakmış. Orada devreye hukuk girmiş, sosyoloji girmiş din girmiş. Felsefenin yıllardır eleştirilen bir bilim dalı olmasının en büyük sebebi de bu galiba. “Çözüm ne” dediğin an topukluyor, bulabilene aşk olsun.

Ezgi Akgül

Bir başka mevzu için “Batı Yamyamlığı” konusuna da göz atabilirsiniz.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir