Şu Ölüm Ne Tuhaf

fosyoloji tarafından tarihinde yayınlandı

Milan Kundera’nın babasının ölüm gelmeden önceki son sözü, “Ne tuhaf!” olmuş. Ne hissetti, o anda nelere hayıflandı, neler manasız, hangi koşturmacaları anlamsız geldi bilmiyorum ama cidden ölüm çok tuhaf değil mi ya? 

Uhreviliğini, ahiretini, imtihanını bir kenara bıraksan bile ölüm başlı başına çok tuhaf değil mi?  

Düşünsene adın 23 asırdır dilden dile dolaşacak kadar adını tarihe yazdırıp Büyük İskender oluyorsun, yıllarca İran’a hakim olmak için çaba sarf ediyorsun ama Reza Zarrab Ve Ebru Gündeş davasını takip edemeden şak diye ölüyorsun Hürmüz boğazından haberin yok, nasip olmuyor. 

Telefonu icat etmiş, yani bi telden diğerine ses göndermeyi başarmışsın, “Grahambell” diye tarihe adını yazdırmışsın. Ama hem güllü dallı akan kanlı cuma mesajı gönderemeden hem de sevgilinin Whatsapp son görülmesini takip edemeden, “hayat hayatsa hayat hayattır”  gibi özlü Nilgün Bodur sözleri paylaşmadan şak diye gidiyorsun. 

Koskoca Hürrem Sultan oluyorsun, o makama nice taht kavgalarından sıyrılıp çıkmayı başarıyorsun. Ama kızını kına gecesinde polyester kaplamalı tahta oturtamadan ne bileyim bi Demet Akalın eşliğinde eller havaya yapamadan, yüksek yüksek tepelerin Raggie tarzında ağlayamadan şak diye gidiyorsun.  

“Tek Atomlu Ddeal Gazların Kuantum Kuramı” diye kitabı 1924 yılında yazacak kadar zekisin. Einstein olmuş bilimin seyrini değiştirmişsin. Beynin diğer insanların beyninden %15 daha büyük çıkıyor ama, 1+1 eve yemek odası takımı alan kadın görgüsüzlüğünü çözemeden, masaya cüzdanı şak diye koyan erkek kafasının Kuantum fizik ve beyin nöronu bağını göremeden şaaak…  


Ölüm tuhaflığı her yerde.  


Gömüldükten 15 gün sonra patlayacak karnın için erinmeden atom bombası icat edip savaş çıkartıyorsun. 

Öldükten 1 saat sonra kokmaya başlayacak bedenin için milyarları kozmetiğe yatırıyorsun.

Öldükten sonra hiç bir anlamı kalmayacak olan bütün dünya dertleri için yıllarca antidepresan kullanıyorsun. 

Ömrün okul okul gezmekle eğitim ile geçiyor, ölüyorsun. Bir aşkın çeperinde tükenip şiirler şarkılar yazıyorsun, ölüyorsun. Ev alacağım araba alacağım derken bi bakmışsın, alıp ölüyorsun. Her şeyden 1 kilo fazla yemek için koştururken, hop ölüyorsun.  

Sahi ne tuhaf şu ölüm.

Onca gizemine onca sıradanlığına ve onca gerçekliğine rağmen çok tuhaf. Hayatımızı yönlendiremiyor oluşu, hiç bir şeyi değiştiremiyor oluşu kadar tuhaf. 

Ölüm ile alakalı olarak bir başka yazı “Öldükten Sonra Neler Oluyor?” yazısına da göz atabilirsiniz.

Ezgi Akgül


Kategoriler: bi HAKİKAT söyle

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir