Dosya: Bir Bilinmez Adam! Ziya Gökalp Kimdir?

Dosya: Bir Bilinmez Adam! Ziya Gökalp Kimdir?

23 mart 1876 yılında Çermik’te doğan Ziya Gökalp’in Kürt ya da Zaza olduğu yönünde bilgiler var. Bazı kaynaklara göre babası Tevfik Efendi’nin Suriye Türkmeni olduğu söylense de, kendisi babasının Türk olduğundan emin olduğunu ama bunun kendisi için pek de önemli olmadığını söyler. Hatta Ziya Gökalp bunu  önemsememe mevzusunu “Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki milliyet, eğitime dayalıdır” şeklinde ifade eder.

Eğitimine hem doğduğu yer hem de dönemin belediye başkanı olan dayısı Pirinçcizade Arif Efendi’nin himayesinde Diyarbakır’da başlar. 10 yaşına geldiğinde Askeri Ortaokul’a kaydı yapılır ve ilk özgürlük düşüncesinin tohumları burada atılır. BU özgür olma sevdasının ilk tohumlarını öğretmeni Ön yüzbaşı İsmail Hakkı Bey aşılar. Ancak hayatını asıl etkileyen İsmail Hakkı Bey değil hayatında olan diğer dört kişi olur.

Mesela babası Tevfik Bey batılı bir eğitim almasını sağlayarak onun batı değerlerini ve dini inançlarını uzlaştırmasına katkı sağlar. Askeri okulun son yılında babası vefat edince o da Amcası Hasip Bey’in himayesine girdi. Amcası Hasip Bey ona Arapça ve Farsça öğretmiştti. Bu öğrenme Gökalp’e İslam hukukunu, islam felsefesini ve Doğu kültürünü kavrama noktasında geri dönmüştür.

Fen Bilgisi öğretmeni Dr. Yorgi Bey, eğer toplumsal devrimi anarşi çıkarmadan yapmak istiyorsa önce yaşadığı toplumu çok iyi tanıması gerektiğini söyler. Bu yol gösterme Ziya Gökalp’in ilk felsefikdüşünme yetisinin temellerini atar.

Hayatını değiştiren bir diğer isim de Naim Efendi’dir. Naim efendi ona başka bir farkındalık kazandırmış sohbetlerinde. Naim Efendi ona eğer toplumsal değişim istiyorsa bunu sistemli yapması gerektiğini halk desteği olan kazanımların süresinin uzun olduğunu telkin etmiştir.


Ziya Gökalp 18 yaşında İntihar Etmek İstedi


 Bu kadar çok farklı görüşten insan genç yaşta insanın hayatına girince ne düşüneceğini ne yapması gerektiğini bilemez. Bu gerçek Ziya Gökalp’in de başına geldi ve bunalıma girmekten kendini kurtaramadı. Bir yandan eğitim için İstanbul’a gitmek istiyor ama para bulamıyor, bir yandan ailesi evlenmesi için baskı yapıyordu. Bir yandan amcası dini eğitim veriyor diğer taraftan Yorgi Bey’den felsefe eğitimi alıyordu. Muhtemelen Gökalp varoluşsal bunalım geçiriyordu ve intihar etmek istedi. Kafasına kurşun sıkan genç Gökalp’in ne kadar kötü bir ruh halinde olduğunu tahmin edersiniz. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı.


Ziya Gökalp’in Sosyolojik Görüşleri


Ziya Gökalp denince akla gelen ilk isim ünlü Fransız sosyolog Emile Durkheim. Selanik ve Fransa’da bulunduğu süre içinde  Durkheim’ın görüşlerinden çok etkilenen Gökalp, onun ve görüşlerinin Türkiye temsilcisi gibi davranmış hep. Aslında Durkheim’ın görüşlerini Türkiye ile tanıştıran Gökalp gibi görünse de bu durumun tarihi Jön Türkler’e kadar dayanıyor.

 Fransız Devrimi’nden sonra Avrupa kentlisinin bir çok problemi ortaya çıkınca bu problemlere de çare bulmak ihtiyacı oluştu. Sosyoloji Bilimi’nin ortaya çıkış sebeplerinden en önemlisi de budur aslında.  Aynı döneme denk gelen Osmanlı’nın çöküş süreci, ekonomik buhranlar, savaşlar da Osmanlı toplumunu oldukça olumsuz etkilemişti. Osmanlı’nın çöküşünü engellemek için ortaya çıkan ilk görüşler de belki bu yüzden Fransız düşünürlerden etkilenmiş olmalı.

Aguste Comte ve Emile Durkheim toplumsal analizler yapıyor, bilimsel ışıklar doğrultusunda da bu toplumsal meselelere çareler sunuyordu. Neden bu çareleri biz de uygulamayalımdı ki? Ziya Gökalp ve diğer yenilikçilerin çıkış noktası da tam burasıdır. Ancak Osmanlı toplumu Fransız toplumuna benzemiyordu bunu bilen Ziya Gökalp, bugün adına “Turan” dediğimiz ülküyü geliştirdi. Ona göre Batı medeniyeti direkt kopyalamak ve bu topluma uyarlamak daha büyük sıkıntılar çıkarırdı. Bunun yerine  Türk İslam sentezli Batıcı bir görüş ilerlemenin önünü açardı.

Zaman zaman aynen tercüme edip zaman zaman da Türkiye uyarlamaları yaparak Türkiye’ye getiren Ziya Gökalp, Türkiye’de sosyolojinin kurucusu olur. Pozitivist ve Determinist bir anlayışa sahip olan Emile Durkheim’a göre toplum asla hata yapmaz. Toplumun birey üzerinde doğrudan müdahale hakkı vardır çünkü toplum ne dese doğrudur. Bu görüşe tamamen katılan Ziya Gökalp de bu yönde toplumsal çalışmalar yapar.

Ziya Gökalp; toplumcu, dayanışmacı, ilerlemeci, milliyetçi, Batıcı ve laik bir sosyologtur. Ziya Gökalp’e göre toplumlar aşiret, kavim, ümmet aşamalarından geçtikten sonra millet aşamasına gelmişlerdir. Ziya Gökalp’e göre bir toplumsal aşama yaşanmadan diğerine geçilemez. Ziya Gökalp ayrıca Batıcılk, islamcılık ve ulusçuluk görüşlerini sentezleyen ilk sosyologtur. Bu iki bilgi bizi Ziya Gökalp’in uygarlık anlayışının Batılılaşma anlayışı ile paralel ilerlediğini gösterir.

Ziya Gökalp’in Milliyetçilik Anlayışı

Musa Anter kendisini “Kürtler’in Türklere attığı en büyük kazık” diye niteler. Onun aslında Türk olmadığı iddiaları sadece Diyarbakırlı olmasından kaynaklanmaz. İlk Kürtçe sözlüğü hazırlaması,  Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adı ile yazdığı kitap, Diyarbakır milletvekili seçilmesi ve ailesinin kökeni bu şüpheleri artırır.

Hakkında Kürtçülüğün iş yapmadığını görünce Türkçülük konusuna merak sarmış ve İttihat ve Terakki’nin fikir babası haline gelmiştir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra ise fikirlerinde yine değişikliğe gitmiş ve milliyetçilik anlayışını Atatürk’ün milliyetçilik anlayışına uydurarak, İslama yaptığı vurguyu esnekleştirmiştir. Kısaca anlattığım bu fikri değişimlerden dolayı Cemil Meriç kendisinden pek hazzetmez ve kendisine ‘dalkavuk’, ‘her devrin adamı’ gibi ifadelerle sert bir şekilde eleştirir. Ziya Gökalp’in milliyetçilik anlayışı konuşulacaksa bu iddialar açısından da değerlendirilip konuşulmalı. 

Ancak ben kendisine böyle keskin çizgilerle acımasızlık yapılması yanlısı değilim. “Çünkü kendisi ortak duygular, ülküler, sınırlar etrafında toplanan belirli bir toplum, bir ulusu oluşturur” der. Ona göre ulusal bir ülkü oluşturulmadan ve sınırlar belirlenmeden bilinçli bir millet olunamaz. Ona göre Anadolu’da yaşayan, üst kimlik olarak kültürel açıdan Türklüğü ve Müslümanlığı benimseyen herkes, Türkiyecilik bağı ile bu ülkeye bağlıdır. Ben onun yalancısıyım….

Gökalp’e göre millet; soyla, budunla, coğrafya ile, siyasetle ilgili bir topluluk değildir. Millet; dil, din, ahlak ve estetik bakımdan ortak olan, yani ortak duygular taşıyan, aynı eğitimi almış bireylerden oluşan kültürel bir topluluktur. İnsanın kendisini bağlı saymadığı herhangi bir toplum onun ulusu olamaz. Önemli olan bir insanın hangi kanı taşıdığı, hangi ırka mensup olduğu değil, hangi kültüre bağlı olduğudur. Bir insan hangi eğitim sürecinden geçmişse, kendisini hangi ulusa bağlı hissediyorsa ve hangi ulusun ülküsünü taşıyorsa o millete mensuptur.

Ziya Gökalp’in Din Anlayışı

Ziya Gökalp düşünsel yaşamının tüm dönemlerinde, toplumsal bir kurum olarak dine büyük bir önem vermiş ve hiçbir zaman dini geri plana atmamış; dinin toplum üzerindeki etkilerini anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. Ha anlayabilmiş midir orasını oturup tartışmak lazım.

Hem bireyin ve kişiliğin gelişmesinde önemli bir yere sahip olan din aynı zamanda toplumların kaynaşmasında da etkili bir kurumdur diye düşünür. Hem de din, toplumda bir yandan birleştirici ve kaynaştırıcı diğer yandan sosyal dönüşümü ve değişimi engelleyici özelliklere de sahiptir der. Dinin bu olumsuz yanını gidermenin yolu onu reforma tabi tutmak ve millîleştirmektir diye görüş bildirir. Bu amaçla ona göre, dinsel ibadetlerin dilini Türkçeleştirmek, dinsel mekânları yeniden düzenlemek gerekir. Din ulusal dile aktarılmalıdır. Dinin ulusal hayat şeklini almadığı ve laikliğin yaşam biçimine dönüşmediği toplumlarda ümmet hayatı devam eder. Oysa yine ona göre din ve devlet işleri mutlaka birbirinden ayrılmalıdır.

Bir başka dosya yazısı “Francis Bacon Kimdir” yazısını okumak için BURAYA tıklayın.

Ezgi Akgül


Etiketler
slotbar güncel giriş -

asyabahis yeni giriş

- casinoslot